<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372</id><updated>2012-02-02T23:28:00.888+02:00</updated><title type='text'>HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR</title><subtitle type='html'>&lt;strong&gt;Gerçek bazen ürkütücüdür ve bu yüzden insan aklının gerçeği kabul etmesi güç olabilir. Biz de bildiğimiz gerçekleri nakletmeye çalıştık. Sırf sevdiklerimize daha fazla zarar verilmesin diye.&lt;/strong&gt;</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>11</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-4791892310191691596</id><published>2007-02-19T03:03:00.000+02:00</published><updated>2007-02-19T03:49:32.027+02:00</updated><title type='text'>Sınırlar Arasında</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img482.imageshack.us/img482/5650/sinirlararasindabdq1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 170px;" src="http://img482.imageshack.us/img482/5650/sinirlararasindabdq1.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Banu Avar’ın “Sınırlar Arasında” kitabı, ne zamandır masamın üzerinde duruyor. Avar, üst düzeyde bilgi ve birikimle, Türk televizyon tarihinin en cesur, en yürekli, en kaliteli ve meslek ahlakına en uygun programlarını yapıyor.&lt;br /&gt;Avar, sınırlar arasında dolaşarak Türkiye’nin de başına bela olan fakat bütün insanlığı tehdit eden küreselleşme adlı yeni emperyalizmin ipliğini pazara çıkardı! Sınırlar Arasında programı, dünyanın bütün ülkelerinde yayınlanabilir! O kadar usta işi ve o kadar insanlığın kaderi ile ilgili..&lt;br /&gt;TRT’de bu programı yayınlamak da yürek işi doğrusu.&lt;br /&gt;Banu Avar, programlarının bir kısmını kitaba dönüştürmüştü ve henüz ondan bir satır bile bahsetmemiştim! Kısmet bugüneymiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne göreyim? Sabah’ta gazetenin ombudsmanı sıfatını taşıyan Yavuz Baydar, yani bir gazeteci; Banu Avar’ı son programından dolayı yargı organlarına ihbar ediyor, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan; 216’dan yargılanmasını, 1-3 yıl hapisle cezalandırılmasını istiyor? Milliyet de aynı haberi İnternet sitesinde kullanmış!&lt;br /&gt;Bu nasıl acizliktir? Elinde kalemin var, sayfan var, istediğin kadar eleştir!&lt;br /&gt;Ne yapmış Banu Avar, kimin canını acıtmış? Bakalım:&lt;br /&gt;* Barış ödülünü silah sanayiinin üzerinde oturan Norveç, edebiyat ödülünü de yine dünyaya silah ve demokrasi ihracıyla uğraşan İsveç veriyor!&lt;br /&gt;* Peki adına ödül verilen Alfred Nobel kimdir? Dinamiti dünyaya hediye eden adam. Bir silah sanayicisi, bir petrol devi! Edebiyat, hobisi!&lt;br /&gt;* Alfred Nobel’in 20 ülkede 90 silah fabrikası vardı! Ya ödülü? Tabii bir tarihi var ama bu sütun yetmez!&lt;br /&gt;* Özetle bugün Nobel Vakfı’nın gelirlerinden bir kısmı, Amerika’nın dev silah şirketleri Lockheed Martin ve Honeywell İnt. adlı şirketlerin hisselerine yatırılıyor.&lt;br /&gt;* Bu ne demek? Amerika’nın Nobel Vakfı’na para aktarması demek. Çünkü bu şirketler yüksek kar payı dağıtıyor! O halde? Bu kadar parayı veren şirketler, düdüğü çalmayacak mı? Çalmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Peki ya ABD’nin “Demokrasi Projesi” gereği uygulanan “Uluslararası Yazı Programı?”&lt;br /&gt;Kendileri açıklıyor:&lt;br /&gt;* “Programa katılan yazarlar, Batılı bir anlayışla düşünce şekillendiriciler olarak vatanlarına geri dönerler!”&lt;br /&gt;* Orhan Pamuk, 1980’lerde bu programa katılan yazarlardan biriydi! (Bunu kendisi de inkar etmiyor.)&lt;br /&gt;* 27 Mart 2006 tarihinde Amerika’da, Ermeni Meclisi heyetiyle, Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried arasında bir toplantı yapıldı.&lt;br /&gt;* Fried bu toplantıda şöyle dedi:&lt;br /&gt;“Türkiye’yi kuşaklar boyu tabu olarak kabul edilen konuları ele almaya teşvik eden bir politika güdüyoruz. Bu sürecin Türkiye’de başladığını da söyleyebilirim. Örneğin ünlü Türk yazarı Orhan Pamuk’un bu konulardaki görüşlerini hatırlayın!”&lt;br /&gt;* Amerikalı, “Türkler 1 milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü kesti” sözünün alt yapısını nasıl oluşturduklarını böyle itiraf ediyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banu Avar, son programında özetle bunları anlatıyor.&lt;br /&gt;Nobel uğruna Türk Milleti’ni soykırımcı diye suçlayan Orhan Pamuk’a tek bir eleştiride bulunmadığı gibi, hakkında dava açtı diye Kemal Kerinçsiz’i linç etmeye kalkışanlar, şimdi Amerika’nın Nobel üzerinden “Türklerin algılamasını temelinden sarsma programı” nı ortaya çıkardı diye Banu Avar’a saldırıyorlar!&lt;br /&gt;Banu Avar, bir Türk kadını! Soyadından da bir programında uğradığı Avar köyündeki konuşmalarından da biliyoruz ki o bir Avar!&lt;br /&gt;Tomris soyundan, Nene Hatun soyundan, Kara Fatma soyundan, Şerife Bacı soyundan! Onlar kadar yürekli, onlar kadar şerefli, onlar kadar fedakar?&lt;br /&gt;Ve çağın silahı olan medyayı, yer yüzünde en iyi kullananlar arasında olan bir gazeteci.&lt;br /&gt;Böyle bir Türk kadınına saldırmayacaktınız!?&lt;br /&gt;O yalnız değil! Sadece biz değil, sadece Sabah, Milliyet ve Yeniçağ okurları da değil; bütün millet arkasında!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Arslan BULUT&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Pamuk'u ve Nobel Ödülünü eleştiremeye "resmî yasak" niteliğinde bir kararla TRT, Banu Avar'ın sunduğu Sınırlar Arasında programı hakkında soruşturma başlattı. Programda İsveç'e ve Batıya "hakaret" edildiğini öne sürüldü. İsveç makamları devreye girdi, Türk dışişleri harekete geçti ve programın tekrar yayını da engellendi. Bize ise yine insan hakları ve düşünce özgürlüğünün savunucusu, medeniyetin beşiği "batımıza" hay hay demek düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programın Kayıtları:&lt;br /&gt;1. Bölüm - &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=V3waKDoqfCk"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=V3waKDoqfCk&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2. Bölüm - &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=pp8t-gl8C2M"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=pp8t-gl8C2M&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3. Bölüm - &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=EbsfI8lfqx0"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=EbsfI8lfqx0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;4. Bölüm - &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=AW19K26YEAs"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=AW19K26YEAs&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;5. Bölüm - &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=CFmy-4joQyA"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=CFmy-4joQyA&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-4791892310191691596?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/4791892310191691596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=4791892310191691596&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/4791892310191691596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/4791892310191691596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/snrlar-arasnda.html' title='Sınırlar Arasında'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-7984381492200415477</id><published>2007-02-17T18:55:00.000+02:00</published><updated>2007-02-19T02:41:39.288+02:00</updated><title type='text'>Bir Patriğin İdamına Sebep Olan Mektup</title><content type='html'>&lt;a href="http://img225.imageshack.us/my.php?image=fenerpatrikhanesiqp9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px;" src="http://img225.imageshack.us/img225/6982/fenerpatrikhanesiqp9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektup Rus sefîri İgnatiyef'in "Hâtırât"ından alıntıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Türkleri, maddeten ezmek ve yenmek mümkün değildir. Çünkü, Türkler çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve İzzet-i Nefis sahibidirler. Bu hasletleri de, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, an'anelerinin kuvvetinden; padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaatlerinden gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip olduğu müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkardırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat(yiğitlik, yüreklilik) duyguları da an'anelerine(örf, adet, töre, kültür ve geleneklerine) olan bağlılıklarından, ahlaklarının selabetinden(sağlamlık ve yüksekliğinden) gelmektedir. Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını yok etmek, dini metanetlerini zaafa uğratmak icap eder. Bunun en kısa yolu, milli ve manevi ananelerine uymayan harici fikir ve davranışlara onları alıştırmaktır. Türkler dış yardımı reddederler. Haysiyet duyguları buna manidir. Velev ki (hattâ isterlerse), geçici bir süre için zahiri kuvvet verse de, Türkler dış yardıma alıştırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri kendilerinden şeklen çok kudretli, kalabalık ve zahiren hakim kudretler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple Osmanlı Devleti?ni tasfiye için mücerret olarak harp meydanlarındaki zaferler kafi değildir ve hatta sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden hakikatlere nüfuz edebilmelerine sebep olabilir. Yapılacak olan, Türklere hissettirmeden bünyelerindeki bu tahribi tamamlamaktır."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yazarın Notu:&lt;/strong&gt; 1821 yılında meydana gelen Mora isyanından sonra Fener Rum Patriği olan Patrik V. Gregorius'un, dönemin Rus Çarı 1. Nikolay'a Türklerin yola getirilmesi ile ilgili bu mektubu yazdığını padişah II. Mahmut istihbarat faaliyetleri sayesinde öğrenmiştir. Sürüp giden yıkıcı ve bölücü faaliyetleri, cürümleri nedeniyle patriğin suç dosyası zaten çok kabarıktı. Mektup da deşifre olunca, malum Patrik, patrikhanenin kapısında asılarak idam edildi. Yeni gelen Patrik o zaman "bu kapıda bir TÜRK büyüğü asılmadıkça bu kapı açılmayacak" dedi. Ve o kapı 200 yıla yakındır hiç açılmadı. Bugün bile patrikhaneyi ziyaret edecek olursanız halen kapalı olduğunu görürsünüz.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-7984381492200415477?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/7984381492200415477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=7984381492200415477&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/7984381492200415477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/7984381492200415477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/bir-patriin-idamna-sebep-olan-mektup.html' title='Bir Patriğin İdamına Sebep Olan Mektup'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-1843109372770464678</id><published>2007-02-17T18:54:00.002+02:00</published><updated>2007-02-17T18:55:12.716+02:00</updated><title type='text'>Yahudi Dosyası - 1 : Tarihle Başlayan Kavim</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yazarın Notu:&lt;/strong&gt; Makaleleri elimizden geldiğince kısa tutmaya çalıştıysak da Yahudi Dosyası isimli yazı dizimiz içeriği gereği çok geniştir. Muhtevası itibariyle iki kısımda okumanızı tavsiye ederiz. İlk 3 bölüm yahudilerin dünya sahnesindeki rollerini ele alırken, 4. ve 5. bölümler başlı başına apayrı bir mevzu olan masonluğu incelemektedir. Ancak bu iki mesele de konu itibariyle ilişkili olduğundan biz tamamını tek bir konu olarak hazırladık.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=sackofjerusalemsr5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/4517/sackofjerusalemsr5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu öyle bir meseledir ki insanlık varoldukça olacaktır. Yahudi meselesi yalnız bizim milletimizin değil, dünya meselelerinin en ehemmiyetli meselelerinden biridir. Yeryüzünde hiçbir millet Yahudi tesirinden azade değildir ve olamazdır da. Çünkü, yahudinin dünyaya hakim olma davası vardır. Protokollere göz atıldığında yahudinin dünyayı kendi idaresi altına almak diye bir iddiası vardır, bu da inançlarının bir neticesidir. Yahudilerin tarihine şöyle bir göz atalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz.  Nuh'un evlatlarından olan Sam'ın soyundan geldiklerini iddia ederler ve bu yüzden kendilerine dünya literatüründe "sami ırk" denir. Bunların tarihleri insanlık tarihiyle yaşıttır. Bütün dünyanın kullandığı takvimi kullanmazlar. Osmanlılarda asıl takvim hicri olmasına rağmen devletin himayesindeki farklı din ve mezhep mensubu tebaalar için ayrıca miladi takvim ve yahudi takvimi de gösterilirdi. Bugün yalnızca miladi takvim gösterildiği için tarihlerinin kaç yılına dayandığını tam olarak bilemesek de 5800 küsür yılında olduğu tahmin ediliyor. Yahudilerin bilinen diğer bir ataları da Hz. İbrahim?dir. Hz. İbrahim?in iki oğlundan biri olan İshak, yahudilerin atasıdır. İsmail ise Arapların atasıdır. İsmail ve İshak farklı kadınlardan olmuşlardır. Araplarla ırken amca çocuklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün kendilerine vatan edindikleri Filistin'e geliş tarihleri milattan önce 1200 yılındadır. Buranın en kadim halkı değildirler çünkü kutsal kitapları Tevrat'a göre de harp ederek oraya girmişlerdir. Daha evvel buraya Kenan ili denmekteydi. İslami edebiyatta nasıl Anadolu bir coğrafi isimse, Filistin'in coğrafi ismi de &lt;em&gt;Diyar-ı Kenan&lt;/em&gt;'dır. Bunun sebebi yahudilerden evvel orada "Kenaniler" denilen bir kavmin yaşamış bulunmasıdır. Sonra oraya "Filistiiler" gelmiştir; bir rivayette Ege adalarından gelmişler, bir rivayette Mısır'dan gelmişlerdir. M.Ö. 570 senelerinde anavatanları Irak olan "Keldaniler" tarafından esir edilip Mezopotamya'ya götürülmüşlerdir. Daha sonra Persler onları Keldanilerin esaretinden kurtarmışlardır, Filistin'e geri dönmüşlerdir. Keldaniler Mabed-i Süleyman'ı yıkmışlar bir tek duvarını bırakmışlardı. Yahudiler geldikten sonra yaklaşık 600 sene yaşadıkları topraklarına geri dönmenin heyecanıyla o duvarın dibinde günlerce ağladılar. Bugün dahi bu gelenek devam eder. Mabed-i Süleyman'ın ayakta kalan tek duvarı Mescid-i Aksa'nın da temelidir. Mescid-i Aksa'nın bulunduğu zemin bayırdır. Duvar o bayırlığı düzeltmek için dolgu duvarı olarak kullanılmıştır. Fotoğraflarda da Mescid-i Aksa'dır diye gösterilen yapı aslında Kubbetüs Sahra'dır. Kubbetüs Sahra Kanuni'nin eseridir ve görkemli oluşunun sebebi de onu yaptırandandır. Mescid-i Aksa ise düz damlı, basit ama büyük bir yapıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudi kavmi Babil idaresinden sonra Romalıların idaresi altında yaşamıştır. Büyük İskender onları M.Ö. idaresi altına aldıysa da M.S. 63 senesinde yani İskender'den bir asır sonra Roma idaresi altına geçtiler. Romalıların idaresinde yaşarken miladi 130 tarihinde isyan ettiler. Yeniden inşa ettikleri Mabed-i Süleyman'ı Roma kumandanı Titus bir kere daha yaktı ve yıktı. Yahudileri de bu isyanları nedeniyle kılıçtan geçirdi. Kaçan kaçtı, kaçamayan esir oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img401.imageshack.us/my.php?image=2templemodel1hi6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px;" src="http://img401.imageshack.us/img401/4194/2templemodel1hi6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bizim tarihimize bakıldığında görülebilir; İspanya katliamından kaçan Yahudileri Fatih'in oğlu Veli Beyazıt Selanik'e yerleştirmiştir. Onun Selanik'i tercih ediş sebebi, Roma'ya karşı yapılan isyandan kaçan Yahudilerden gelen bir topluluğun halen Selanik'te yaşamasından kaynaklanıyor. Yani, Selanik Yahudilerinin mevcudiyeti 1492 yılında İspanya katliamından kaçanlarla değil roma zamanında kaçan asilerle teşekkül etmiştir. Yahudi kelimesi göçmen manasına gelmektedir ve tam da isimlerine layık bir hayat yaşamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudilerin büyük sürgünü miladi 380 yıllarında Roma imparatorluğu Hıristiyanlığı resmen kabul edince vaki oldu. Çünkü, Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı kabul ettiği zaman "siz bizim peygamberimizi çarmıha gerdiniz" mantığını güderek yahudileri Filistin'den çıkmaya zorladı. Bu yahudilerin başına gelen büyük bir felaketti! Roma onları hakimiyetlerinin dışındaki topraklara sürdü, onları hiçbir şekilde kendi topraklarında görmek istemiyordu. Onlarınsa en fazla gittikleri yer Rusya oldu. Çünkü Rusya hiçbir zaman Roma hakimiyetine girmedi. İngiltere bile belli bir müddet Roma hakimiyetinde yaşadığı halde Rusya'da böyle bir şey olmadı. Yahudilerin inançlarından da biraz bahsedelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudi kavmi bütün semavi din mensubu insanlar gibi Adem'in neslinden geldiklerine inanmazlar. Havva'nın iblisle münasebetinden meydana geldiklerine inanırlar. Bu bize garip gelmemeli çünkü onlar şeytana inançlarında kötü bir varlık olarak bakmazlar. Onlar şeytanı Nur-u Ziya adıyla yad ederler. Bugün İstanbul'da masonluk merkezinin bulunduğu sokağın adının Nur-u Ziya oluşunun sebebi budur. Bunun şeytan manasına geldiğini ise Türkler bilmiyor. Şeytanı melek seviyesinde addederler. Halbuki onlar da pek çoğumuz gibi şeytanın cin soyundan geldiğini kabul ederler. Yahudiler ateşten olan şeytanın balçıktan olan insana üstün olduğunu kabul ederler. Binaenaleyh, Tanrı yeryüzündeki bütün zenginlikleri ve güzellikleri yahudilere vermiştir. Diğer insanları ise onlara hizmet etsin diye yaratmıştır.&lt;a href="http://img404.imageshack.us/my.php?image=starsmalllj4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img404.imageshack.us/img404/8215/starsmalllj4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu vasıfları itibariyle müslüman, hıristiyan, budist, ateist ayırmadan maalesef bütün insanlığı hor görürler. Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat'a bakıldığında bu görülebilir. Yahudi olmayanın yahudiye canı, malı, ırzı, her şeyi helaldir. İyilik de ancak ve ancak yahudi kardeşine yapılmalıdır. Yine maalesef bu kadar anti-hümanist bir görüşe sahiptirler. İnançları dolayısıyla kendi ırklarından olmayan kimsenin musevi olmasını kabul etmezler. Ancak diğer insanların dinsiz olması inançları da yoktur. Yalnız Tanrı'nın varlığına ve birliğine inanmaları yeter derler. Hz. Musa'yı kabul edip, bizim peygamberimizdir biz de Musa şeriatına mensubuz (museviyiz) diyenleri suç işlemiş gibi görürler. Kendimizden bir örnek olan Hazar Türkleri Musevi şeriatına tabidirler ve hala Sibirya'da elli bin kişi kadar vardırlar. Bunların bir tanesini bile İsrailliler kabul etmez çünkü din ırkla onlara göre eş manalıdır. Bu suretledir ki yahudi olmayan birinin malı ne şekle alınırsa alınsın kendisi için mubahtır. Buna göre inancından dolayı gelen hukuken kendine ait bir şeyi almış oluyor. Fiilen başkasının olsa da hukuklarında Tanrı her şeyi yahudi için yaratmıştır, başkasında bulunan emanettir. Bu zihniyet tarihlerinin her safhasında görülmüştür (Tevrata bakıldığında şu bahsettiklerimin her birini gözlerinizle görebilirsiniz. Tevratın aslı ilk beş kitaptır. Bunlara "Torah" denilmektedir. Ayrıca Tevrat Hz. Musa'dan 300 yıl sonra, incil ise Hz. İsa'dan 120 sene sonra yazılmıştır. Yalnız müslümanların inandığı kitap olan Kuran-ı Kerim dini getiren peygamberin zamanında yazılmıştır).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img407.imageshack.us/my.php?image=00musayagelen00pw7.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img407.imageshack.us/img407/295/00musayagelen00pw7.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bütün dünyada kabul edilen bir inanış vardır. Bu inanış: "Yahudiler herkesten akıllıdır" yanılgısıdır. Peyami Safa Yedi Gün mecmuasında "Kıskançlık" başlıklı bir yazısında: "Yahudiler bütün dünyada başarılı, akıllı insanlar olduğunu kabul ettirmişlerdir, bu yüzden onları kıskananlar yahudi aleyhtarlığı yapmaktadır." diyor. Mevzuatın derinliğini bilemeyebiliriz. Ama bu derinliği görememek böyle yalan yanlış yorumlar yapmamıza sebep olamamalıdır. Hakikatte yahudinin başarısı ırksal niteliğinden değil, düşmanlarının kusurundan doğmuştur. Şöyle ki; Roma İmparatorluğunun sürgününden sonra harice çıkan yahudiler küçük yerleşim birimlerinde ikamet edememişlerdir. Küçük yerleşkelerde herkes birbirini tanır. İstenmeyen bir adam ise küçük muhitte duramaz. Miladi 4. asırda gittikleri her bölgenin hıristiyanlaşmış olması ve hıristiyanların yahudiler tarafından peygamberlerine (Hz. İsa'ya) yapılan zulmü unutamayışları onların gittikleri her yerde sabit bulunmalarını mantıken ve fiilen imkansız hale getiriyordu. Bundan dolayı da kozmopolitliğe müsait, saklanmaya müsait olan büyük şehirleri yerleşmek için tercih ettiler. Tarih boyunca giriştikleri hemen her işte başarılı olmalarının sebeplerinden birisi de budur. Büyük şehir; büyük ticaret ve büyük tahsil imkanı verir. Diğer bir sebep bölünmüş ailelerden oluşmalarıdır. Beynelmilel bir hüviyeti kazanmaları, dünyanın dört bir tarafına yayılmış olmalarından kaynaklanarak bu durumu bir güç olarak kullanmalarıyla sonuçlanmıştır. Ford markasıyla anılan büyük otomobil şirketinin kurucusu Henry Ford'un yazmış olduğu "Beynelmilel Yahudi" isimli kitabında bu gücün nasıl kullanıldığı arz edilmiştir. Henry Ford bir grup yahudi tarafından iflas ettirilmiş ve yine onlar tarafından Ford markası tekrar düzlüğe çıkarılmıştır. Bugünkü Ford firmasının sermayesi yüzde yüz yahudi sermayesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim üçüncü bir faktöre; gittikleri yerler çoğunlukla hıristiyanlaşmış olduğundan ve hıristiyanların onlara olan umumi nefretleri yüzünden asla devlet memuru yapılmadılar. Aslında önlerine konan bu seçeneklerin azlığı onları hayatta kalmak için daha yukarılara çıkmaya zorluyordu. Askerliğe hiç kabul edilmediler. Daha sonraları (yaşadığımız yüzyıl da dahil) bu öfke azaldıkça ilk olarak 19. yüzyılın sonunda Fransız ordusuna kabul edilmeleriyle askere alınmışlardır. Bizim Türk Silahlı Kuvvetlerimizde de bu görülebilir. Bir isim vereyim size: Çevik Bir aslen Selanik yahudisidir. Osmanlı'da ve ortaçağ zamanında dünyanın her yerinde asker olacakların yedi sülalesi incelenirdi. Tabii sonra bu iyice gevşedi. Gevşediği için bizde de, Avrupa'da da, Amerika'da da yahudiler devlet memuru oldular, siyasette yükseldiler. (Roosevelt etnik olarak yüzde yüz yahudidir, bizi Birinci Dünya Harbine sokan Yavuz zırhlısının kumandanı Alman amiral Souchon yahudidir.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-1843109372770464678?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/1843109372770464678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=1843109372770464678&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/1843109372770464678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/1843109372770464678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/yahudi-dosyas-1-tarihle-balayan-kavim.html' title='Yahudi Dosyası - 1 : Tarihle Başlayan Kavim'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-606398037522920666</id><published>2007-02-17T18:54:00.001+02:00</published><updated>2007-02-17T18:54:27.042+02:00</updated><title type='text'>Yahudi Dosyası - 2 : Seçilmişlerin Yükselişi</title><content type='html'>&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=judaismdh8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/6963/judaismdh8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yahudiler ticarette de ilk dönemlerde kendilerine konan kısıtlamalardan dolayı eskicilikle işe başladılar. Bilindiği gibi eskicilikte hurda ya da antika eşyalar alınıp satılır. Antikanın kıymetini bilmeyenlerden bunları alarak yavaş yavaş eskicilikten antikacılığa yükselmişlerdir. Bu asırlarca sürmüştür. Antikacılıktan ise bankerliğe yükselmişlerdir. Borçlanma kavramını ve borçlanmadan netice olan bankanın tarihteki başlangıcını yahudiler sağlamıştır. (Yahudilerin milli renkleri altın rengi mat sarıdır. Çünkü Tevrat'ta "dünyanın altınları senin evinde toplanacak" denmektedir.) Yahudiler şöyle demiştir; "Senin elindeki bu altın hem çok yer kaplıyor, hem de çok ağırlık yapıyor. Sen o altını bana verirsen ben de sana bir makbuz veririm, makbuzu getirdiğinde istediğin zaman altınlarını geri alabilirsin." Bunun sonucunda kağıt para çıkmıştır. Bunun adı ise; bankanın notu veya banka not'tur. Taşınma kolaylığı bahane edilerek başlayan bu iş ilk başlarda herkes için iyi görünüyordu. Ama daha sonraları devlet bu banka notlarını altın karşılığında basmaya başladı. Önce bir altın, bir kağıda denkti. Sonra bin altın için on bin kağıt basıldı. Yani altının değerine bire bir eşitken onda birine eşit oldu. İşte enflasyon kavramı da böyle doğmuştur. Şimdi  A.B.D. dünyaya kabul ettirdi ki; bir milletin parasının değeri; onun stokladığı dolarla ölçülecektir. Cumhuriyetin ilk yıllarında da bu şekildeydi. Merkez bankasında stokladığımız altın kadar kağıt para basılıyordu. Fazla basıldığında ise devalüasyon olur. Süper güç bu düzeni bütün dünyaya böyle kabul ettirmiştir. Yahudi faizi  icat etmiş, işletmiş, sermaye sıkıntısı çeken sanayi devrindeki yatırımcıya ilk kez faizle borç vermiştir. Dünyaya da bu yolla faizciliği yaymıştır. Bugünkü tabloyu hepiniz biliyorsunuz: Faiz ödeyemediği için evine haciz gelenler, ailesi yıkılanlar, intihar edenler v.s...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faizle ilgili kendi tarihimizden bir misal verelim: Osmanlı'nın en ihtişamlı zamanı Kanuni Sultan Süleyman devridir. Kanuni devrinde ülkeye bir yahudi gelir. Adı Yasef Nassi'dir ve bu insan ulkede buyuk bir devrimi gerçekleştirir (Bu arada belirtmek isterim ki, biz "süperiority" kompleksten yani üstünlük kompleksimizden çok zarar görmüş bir milletiz. Düşmanı zayıf ve önemsiz görmemiz de bunun neticesidir. Bize tarih boyunca kazık atmış adamlar kimdirler, ne yaptılar sorularına üzerinden asırlar geçtiği halde içimizden hiç bir vatan evladı oturup bunlara kafa yormuş veya ortaya çıkarmış değildir. Rica ederim Yasef Nassi hakkında bugüne kadar bir kitap, makale veya döküman gören varsa bana e-posta ile ulaşsın). Bu adam gizli bankacılığı ülkeye getiren ve ilk kez faiz düzenini kuran adamdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudiler nakit çalışır. Kendilerine olan nefret yüzünden başlarına her an bir şey gelme ihtimaline karşı paralarını gayri menkulde tutmazlar. Bir gecede parasını sırtına alıp kaçabilmelidir. Aradığın bir malı bir yerde bulsan onu alacak varlığında olsa ama bu varlık gayri menkulde olsa hemen alamazsın, nakitte olan senden önce alır. Onları yükselten bir diğer faktör de budur. Yahudi bu güvensizlik hissinden dolayı parasını sürekli efektif, nakit tutmak ihtiyacındadır. Piyasa hareketlerine etkin olan da nakittir. Yahudi de servetini işte bu güvensizlikten dolayı (dikkat edin zannedildiği gibi zekasından dolayı değil) yükseltmiş ve arttırmıştır. İnsanların yahudilere olan nefretinden dolayı küçük yerde oturamadılar, büyükşehirde oturdular. Büyükşehir onlara büyük tahsil ve büyük ticaret imkanı verdi. Görüldüğü gibi düşmanlarının muamelesi onların bugünkü hale gelmelerinde ne derecede etkin olmuştur. Parayı silah olarak kullanmayı başaran ilk millet yahudi oldu. Bunu da hadiseler tetiklemiştir, aklı değil. Ne kıskanılacak bir nitelikleri ne de imrenilecek bir zeka kabiliyetleri vardır. Aslında bizden farkları yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=israil12br3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: left; cursor: pointer; width: 150px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/387/israil12br3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yahudi milleti tüm bu şartlar altında göçmen hayatları boyunca üç büyük silahını kullanarak dünya hakimiyeti tesis etmiştir (Bakınız edecek demiyoruz, etmiştir diyoruz. Bu görünmeyen bir hakimiyettir. sadece masonlar arasında okunan bir dergi vardır, bu dergi harice çıkmaz. Orijinal adı "The Empire State Mason" yani "Mason İmparatorluğu" dur.). Birinci silah paradır. Devletlere borç verip kendilerine mahkum ettiler, şimdi ise biz de dahil istedikleri her şeyi yapıyoruz. İkinci silahları ilimdir. Felsefe bilimini kullanmışlardır. Hemen hemen bütün marjinal felsefi düşünce akımlarının kurucuları yahudi filozoflar olmuştur. Ama ne gariptir ki bu görüşlere itibar eden bir ırkdaşları yoktur. Bu görüşler başka milletleri bozmak için kullanılmıştır. Freud, ahlakı kendi getirdiği mantık çerçevesinde yok eden bir yahudidir. Marx; komünizmi dünyaya bağışlayan adam ve bir yahudidir. Lenin dahi babadan Tatar, anneden yahudidir(onlar inançlarında anaerkil bir toplumdur, yahudi bir kadının doğurduğu babası kim olursa olsun yahudidir). Engels, Darwin v.s. pek çok bilim adamı yahudidir. Üçüncü silahları ise Türkiye'de de çok önem arz eden gıdadır. Gıdanın ne maksatla, nasıl kullanıldığı apayrı bir mevzudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de belirttiğimiz gibi, yahudi olmayanın elindeki malları, onlar inançları gereği hukuken kendilerinin olarak kabul ediyorlar. Bu anlayış, karaborsayı meşrulaştıran bir anlayıştır. Karaborsaya en müsait meta ise gıdadır. Çünkü herhangi bir malı insanları kazıklamak için saklayarak pahalılaştırmak isterseniz burada gıdada olduğu kadar başarılı olamazsınız. Kumaşı pahalılaştırsanız insanlar bir kaç sene yeni elbise almadan durabilirler. Ama eti, ekmeği, sütü pahalılaştırsanız buna kimse bir ay bile dayanamaz. Bundan dolayıdır ki duyduğumuzda pek çoğumuzun şaşıracağı büyük firmalar yahudi gıda firmalarıdır. Mahalledeki bakkal Türk, Kürt, Rum, Laz olabilir. Ama UNILEVER yahudidir. Bakkal amcanın sattığı margarinin milyonlarca katını dünyaya satıyor. Dünyanın en büyük yahudi vakfı olan ROCKEFELLER vakfının bir uzantısı olan Unilever tarafından yapılan çocuk felci aşıları kısırlaştırma aşılarıdır. Ortadoğunun tek Ortadoğu'da tek süper güç olmak isteyen yahudi milleti Türkiye nüfusunun dinamikliğinden korkmaktadır. Bu yüzden nüfus artışımız düşürülmeye çalışılıyor. Bazı satılmış kadın doğumu doktorlarına arada sırada Rockefeller vakfı imzalı çekler gelir. Bu doktorların görevi doğum ameliyatını lüzumu olamadığı halde sezaryen yapmaktır. Çünkü sezaryen olan kadın çok çocuk doğuramaz. Çevrenize bakın; eminim sizin yakınlarınız da bu tip vakalarla karşılaşmışlardır. Gıdaya geri dönersek; dünyada bütün margarin üreticileri ya yahudidir ya yahudi ortağıdır, eğer değilse işi mutlaka batar. Herhangi bir firmanın altını karıştırın ve iddiamızın doğruluğunu test edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=israeleb0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/2600/israeleb0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Artık hepimizin evinde olan bir üründen bahsedelim: Coca Cola firması her yıl karının %3'ünü İsrail ordusuna bağışlıyor, biliyor muydunuz? Bu gizli bir bilgi değil, firma yetkililerince dünyaya açıklanan açık bir bilgidir. Dünyanın en büyük terörist ordusuna böyle bir yardım da bulunduklarını ne cesaretle açıkladıklarını soracak olursanız, bu cesareti onlara veren bizleriz; bugün öyle bir konuma geldik ki hiçkimse cola içmeyi bu yüzden bırakmaz. Coca Cola'nın tahlili bundan seneler önce bir Türk gazetesinde yapılmıştı ve içinde bağımlılık yapıcı madde tespit edildi. Herkesin yapabileceği basit bir tahlil de siz evinizde yapabilirsiniz: Çiğ etin üzerine kolayı dökün ve seyredin. Bir düşünün eskiden bu kadar kalp ve mide hastalığı var mıydı? Dondurulmuş yağ olan margarinler kalp hastalıklarını tetikleyici birincil ürünlerdir. Kola ise mide hastalıklarından ülserin en büyük sebebidir. Bir gıdanın içeriğinin neden imal edildiği ambalajının üzerinde yazar. Bu dünyanın her yerinde kabul gören bir kaidedir. Coca Cola'nın ise formülü gizlidir. Bunu tüketen insanın neden imal edildiğini bilemeyecek olması ise ayrı bir insanlık hakkının çiğnenmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batıda sanayi inkılabı gerçekleştikten sonra insanların kendilerine ve alış verişe harcayacak zamanları azalmıştır. Neticede insanların haftada bir, ayda bir alış veriş yapmaları için ve aldıkları gıdaların bozulmayıp taze kalması istenmiştir. Bunun çaresi olarak laboratuvar çalışmaları sonucu bayatlamayı önleyici katkı maddeleri icat edilmiştir. Bunlara Almanca'da emülkatör İngilizce'de emülsifer denir ve rakamla ifade edilirler(E303, E330, E612 v.s... içerdikleri şeyler yazılmaz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besin olarak alınan gıda karaktere tesir eder. Bir insan iki sene her gün tavuk eti yese yanında öksürseniz uyanır, hayvanlar arasında en sığ uyku uyuyan hayvan da tavuktur. Tıp doktorları haricinde de bunu bilenler var ki emülkatör denilen maddeler sayesinde insanların sağlığı ve psikolojisiyle oynanmaktadır. Avrupa'da emülkatörün merkezi toplanma yeri Almanya'dır. Neden acaba? Hitler Almanya'sının acısını çıkarmadılar henüz değil mi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=nazitl4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/7154/nazitl4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Almanya'nın sigortada kayıtlı 48 milyon ev köpeği mevcuttur. Erkeklerden yoksun azımsanamayacak sayıdaki alman kadınları bu köpeklerle sapık ilişkiler yaşamaktadır. Bugün Almanya'da bir kadının çocuk sahibi olması Türkiye'deki gibi gündelik sıradan bir olay değildir. Hamile olan anneye kilise 10.000 Mark, hükümet 6.000 Mark verir. Bu rakamlar doğumdan öncesi içindir. Doğumdan sonra eğer çocuk tahsil yaparsa eğitimi bitene kadar, tahsil yapmazsa 18 yaşına kadar ayda 50 Mark verir. İkinci çocuğa 100, üçüncüye 150 diye gider(Almanya'da bulunduğum yıllarda para birimi henüz "Mark"idi). Bu kadın memursa iki yıl işe gitmez, çocuğuna bakmasına müsade edilir ve maaşı devamlı ödenir. Bu kadar imkanı kadın teper ve köpek satın alıp ona bakar. Kadınların hayvanlarla cinsi münasebette bulunmasının sebebi de tercih meselesi değil emülkatördür. Bunlar maalesef bu kadar ciddi karakter bozukluklarına sebep olabilecek güçtedir. 1990 yılının başka bir istatistiğine değinelim: 4 milyon Alman erkeği dönüşü olmayacak bir şekilde kendilerini bile bile kısırlaştırmıştır. Peki neden: Yalnızca cinsel zevki tadabilmek ama çocuk sahibi olmamak için. Böyle bir millet yok olmaktan kurtulamaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman milleti bir misaldir. Bu misali biraz daha deşecek olursak bu milletin nesil bereketsizliğine tesir eden iki nedeni görebiliriz. Bunlardan biri emülkatörler, diğeri ise Freud'un açıkladığı felsefeyi hayat tarzı olarak benimsemeleridir. Freud bir doktor olduğu için psikanaliz denilen bir yöntem geliştirmiştir. Freud der ki: "İnsanlar cinsel arzularını hiç bir kayıt ve şarta tabi olmaksızın ne isterlerse yapmalıdırlar, yapmazlarsa hasta olurlar." Almanların dünyada herkesten fazla bu görüşe inanmasının da iki sebebi vardır: Freud'un en büyük muhatabı Dr. Yung bir Almandır. İkinci sebep, Alman törelerinde bu görüşün yayılmasını hızlandıran bir olayın var olmasıdır. Bu geleneğe "Fasching" denir. Almanlar bu kararı eski tarih dilimlerinde milletleri içinde almışlardır. Geleneğe göre evli Alman eşleri senede bir defaya mahsus olmak üzere istedikleri kadın ve erkekle yatabilirler. Fasching'e çıplak çıkarlar anacak maske takarlar. Bunun sebebi daha önceden kimlerin birbiriyle yatacağını kararlaştıran çiftler birbirlerine bir maske çeşidi takmalarını söylerler. Gün geldiğinde biri diğerinin elini tutarak önceden kararlaştırdıkları bir parolayı da söylerler. Maske ayrıca kadının veya kocanın ne yaptığı görülüp Fasching'ten sonra evde kavga edilmesin diye düşünülmüştür. Freud'un her gün yapılmasını tavsiye ettiği bu işi senede bir gün yapan bir toplumun çocukları bu görüşü kolaylıkla kabul etmişlerdir. Bugün ise Almanya'da aile ölü bir kelimeden ibarettir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-606398037522920666?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/606398037522920666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=606398037522920666&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/606398037522920666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/606398037522920666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/yahudi-dosyas-2-seilmilerin-ykselii.html' title='Yahudi Dosyası - 2 : Seçilmişlerin Yükselişi'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-5996951303735588738</id><published>2007-02-17T18:53:00.001+02:00</published><updated>2007-02-17T18:55:37.959+02:00</updated><title type='text'>Yahudi Dosyası - 3 : Siyonizm Nedir?</title><content type='html'>&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=judaism3no6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/7741/judaism3no6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Dip Not:&lt;/strong&gt; (Yahudi üçgeninin motiflerine her yerde rastlanabilir. Bu üçgen için de bir kaç söz söylenmelidir; o Hz. Süleyman'ın mührüdür. Yahudilerin siyonizmle birlikte 19. asırda benimsedikleri bir semboldür. Aynı sembolü Barboros Hayrettin'in Beşiktaş'taki türbesinde de görebilirsiniz. Tabi işin bu kısmını da yahudiye mal etmek haksız iftira ve cehalettir. Bizim bütün minyatürlerimizde Hz. Süleyman mührü süs olarak kullanılmıştır. Bugün yahudinin onu benimsemesi tarihi motifleri değiştirmeyi icap ettirmez.)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz da pek çok meselenin kökeni olan siyonizm hakkında konuşalım. Siyonizmin kurucusu Theodore Hertzl'dir. Viyanalı bir gazetecidir. Theodore Hertzl ilk olarak Avrupalı yahudileri inceledi. Her gazeteci biraz da istihbaratçıdır ve gazeteci haber peşinde koşarken en bakir bilgiye ulaşmayı arzular çünkü bakir bilgiyi ifşa ettiği zaman şöhret yapacağını bilir. Viyana'daki Neu Presse gazetesinin bir muhabiri olan Theodore Hertzl edindiği bilgileri arşivledi. Evvela bir kitap yazdı. Yazdığı kitabın ismi ise Der Judenstaat (Yahudi Devleti)'dır. Kitabında; "yahudiler artık bir devlet olmalıdırlar, bu devlette Filistin'de kurulmalıdır, bunu gerçekleştirecek güce ulaşmışlardır" iddialarını ortaya attı. Daha sonra bu kitabı okuyan ve bu fikre yatkın düşünen tanıdığı insanlarla İsviçre'nin Basel şehrinde 1897 yılında bir kongre toplamıştır. Bu kongre tarihte siyonizmin ilk kongresi olarak kabul edilir. Lakin bu kongreye zenginler gelmedi. Her davanın başlangıcında böyle olmuştur. İlk önce fakirler taraftar olur. Zenginler o fikrin tutup tutmayacağını bilmediklerinden iştirak etmezler. Fakirlere göre daha az çile çektiklerinden veya hiç çile çekmediklerinden küçük bir sıkıntı onlara daha ağır gelir. Tabiki Theodore Hertzl biliyordu ki, bir davayı gerçekleştirmek üç şart ile mümkündür. Birincisi fikirin ortaya atılmasıdır ve bunu kitabıyla başarmıştır. İkincisi o fikre gönül veren bir kadrodur. Üçüncüsü ise o kadronun davasını fiile dökmesine yardımcı olacak maddi imkandır. İşte bu son şartı gerçekleştirmek için, bir yahudiyi kendi oturduğu yerde tehlike içinde olduğunu göstermek taktiğini izledi. Bunun için o günlerde yahudilerin ve tüm dünyanın en zengini olan Rothschild ailesini seçti. Rothschild'ler Frankfurt'ta ikamet ediyorlardı. Büyük servet sahiplerinin büyük çoğunluğunun karanlık işleri vardır. Ayrıca o zaman gıda sanayisinin de dünyada birinci eli olan Rothschild ailesi Hertzl'in kurban olarak onları seçmesinin en büyük nedenlerindendir. Rothschild'ler fakir yahudileri Arjantin'e taşıyordu. Bunları çiftçi olarak çiftliklerinde çalıştırıyorlardı. Theodore Hertzl, Rothschild ailesinin tüm bu faaliyetlerinin inceledi. Bugün Türkiye'de bulunan hortumcu medya patronlarının yaptığı gibi işledikleri bazı suçları tespit etti. Tespit ettiklerini mahalli bir gazetede yayınlattı. Eğer umumi bir gazetede yayınlatsa idi, bütün Almanlar uyanırdı. O yüzden Munich'i seçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Theodore Hertzl'in kendi hatıratında yazdıklarını burada aktarmak isteriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=judaism2ll3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/8873/judaism2ll3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Munich'te mahalli bir gazetede para vererek ve rica ederek (çünkü zenginin gücünden herkes korkar) Rothschild'in çevirdiği bazı kirli işler hakkında ifşalarda bulundu. Bu gazeteyi eline alarak Rothschild'in kapısına gitti. Rothschild onu kabul ettiyse de gazetede yazan her şeyi önce yalanladı. Bunun üzerine bay Rothschild'e gazetede yazdırmadığı başka şeyleri de söyleyerek onu ikna etti. Bu ifşalar sonucu Almanya'dan sürüleceğini düşünen Rothschild yılmadı. Arjantin'in yarısı kendisinin olduğundan oraya yerleşeceğini öne sürdü (Arjantin Yahudilerin gayrı menkul sahibi olmama şartı için bir istisnadır.). Theodore Hertzl ise şöyle bir taktik izledi: &lt;em&gt;"Devletler ne kadar zengin olursa olsun bir şahıs için birbirleriyle dalaşmazlar, çünkü her zaman karşılıklı çıkarları daha önemlidir"&lt;/em&gt; gerçeğini Rothschild'e arz etti. Hertzl, kendi devletleri olduğu takdirde, hangi devlet isterse istesin kendi devletinin onu iade etmeyeceği fikrini bu noktada aşıladı. Bunun gerçekleşme planını da önceden tasarlayan muhabirimiz fikirlerini bay Rothschild ile paylaşır: &lt;em&gt;"Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'ya bu kadar borcu vardır, sen beni kendine vekil yap. Ben İstanbul'a gideyim ve devletin sultanıyla görüşeyim. Sultana; biz bu borcu ödeyelim, sen de bize müsade et, isteyen Yahudi gelsin Filistin?e yerleşsin, diyeceğim. Ben bir basın toplantısıyla Rothschild ülkenize yatırım yapacak diyerek padişahın karşısına çıkarım."&lt;/em&gt; Nitekim de olaylar buraya kadar aynen bu şekilde tecelli bulmuştur. Ancak hesap etmedikleri bir şey vardır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan Abdülhamit tahtında 20 senedir oturuyordur. Senelerin politika tecrübesine sahip bir siyasetçidir. Avrupalı diplomatların ona verdiği isimle ise bir dehadır. Böyle ite kopuğa pabuç bırakacak adam da değildir. Kafalarındaki oyunu bilmese de tahmin yürütecek kapasiteye sahiptir. Sultan Abdülhamit bir kaç devlet ajanını rüşvetçi diplomatlar kılığında onun arkasına taktı. Theodore Hertzl buraya kadar hatıratında aynen böyle nakletmiştir. Bu adamların da rüşvetçi olduğuna ikna olmuştur. Yani Abdülhamit'in casusları görevlerinde başarılı olmuşlardır. Sultan Hamit!in nihai cevabı ise: &lt;em&gt;"Ecdadımın kanıyla aldığı toprağı ben parayla satmam!"&lt;/em&gt; olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazi partisi, Munich'in batakhanelerinde kurulmuştur. Nazi partisinde Yahudi aleyhtarlığının tomurcuklanması, mahalli gazetedeki Rothschild aleyhinde olan yayın sayesinde gerçekleşmiştir. İlk olarak Munich civarındaki insanların gözünü açmıştır. Yahudilerin Almanya'yı nasıl soyduğu dedikoduları dolaşmaya başlamıştır. Nazi partisinde Yahudi aleyhtarlığının filizlenmesine farkında olmadan Theodore Hertzl sebep olmuştur. Daha da ilginç olan ise Nazilerin bu fikrini Yahudilerin bizzat tahrik etmesi ve Hitler'i finanse etmeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=menorahju1162pgsj6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/6586/menorahju1162pgsj6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filistin'e dönen Yahudiler, Kudüs müftüsü Emin El Hüseyini'nin yönetimindeki Filistinliler tarafından sıkıntıya sokuluyorlardı. Evleri yakılıyor, çetecilikle karşı karşıya kalıyorlardı. Dünya'nın dört bir tarafında rahatı yerinde olan Yahudiler Filistin'e göç etmeye razı olmuyorlardı. Ancak hayat memat tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları takdirde Filistin'deki tehlikenin göze alınabileceğini bilen bazıları düğmeye bastı. Hitler'in tahrik edilmesinin sebebi Filistin'e Yahudi götürme arzusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta bu hususa örnek olabilecek bir kitap da mevcuttur. Bu kitap zamanında bir arkadaşımızın eline geçmiştir. Ancak bugünün parasıyla 50.000 YTL isteyen sahaftan bunu temin edemedik. Bu Hitler'in kendisinin yazdığı bir kitaptır. Kitapta, ikinci dünya savaşının başlamasına yakın bir tarihte ani bir gece baskınıyla Hamburg civarındaki birkaç köyde Yahudilerin Alman köylülerini öldürdüğü; resimlerle, cesetlerin bulunduğu şekliyle, kimlikleriyle anlatılıyor. Bu olayı Yahudilerin yaptığını gösteren delilleri de kasten bırakmışlardır. Bazı gizli teşkilatlar bir sabotaj yaptıkları zaman kendi isimlerinin duyulmasını istemezler. Bazıları da aksine kendilerinin yapmadığı bir sabotaja, sırf isimlerini duyurmak için sahip çıkarlar. Burada Yahudi menfaati bu işi onların yaptığının öğrenilmesini icap ettirmiştir. Yahudilerden oluşan "Hagana" (İbranicede savunma manasına gelmektedir) isimli örgüt bu katliamı kendilerinin yaptırdığına dair arkada delil bırakmıştır. Yahudilerin tehcir hareketi işte bundan sonra başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagana örgütü daha sonraki beyanatlarında şöyle bir ilanda bulunmuştur: Almanya'da rahatsız olup da malını, canını tehlikede gören her Yahudi Filistin'e yerleşebilir, adam başına da 10.000 mark ve 10 dönüm arazi hibe edilecektir. Ancak bu kez beklenmedik gelişmeler olmaya başlamıştır ve evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Hitler yönetimindeki Almanya Yahudilere sanılanın üstünde şiddet içeren bir politika izleyecektir. Filistin'e pek azı gidebilmiş, Hitler kaçmalarına izin vermemiştir. Toplama kamplarına gönderilen Yahudiler taş ocaklarında çalıştırılarak ölüme mahkum edilmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşının sonunda Almanlar teslim olduktan sonra, Fransız, İngiliz ve A.B.D. ordusunda görevli bulunan Yahudiler Almanya'yı bombardımana devam etmişlerdir. Bunun da bir ispatı mevcuttur. Bir İngiliz yahudisi olan ve "European" isimli bir de gazete çıkarmakta olan Maxwell bunun tipik bir misalidir. İngiliz istihbarat örgütü tarafından öldürülmüştür. Bu adam yahudiyi anlamakta fevkalade mühim bir şahsiyettir. Maxwell'in İngiltere'de 4000 şirketi vardı (kimilerine bu rakam abartılı gelebilir ama bunların çoğunluğu tamamen kara para amaçlı olarak kurulan hiçbir işlevselliği olmayan küçük şirketlerdir; Türkiye'deki Uzan grubu örneğini hatırlayınız). 4000 şirketin sigorta primleri Türkiye'deki kanunlar gereğince olduğu gibi devlet kasasına yatmaz. İngiltere'de işçi çalıştıran bir müessese işçi primlerini milli bankalardan birine yatırır, nema haline getirmek için şirketin kullanma hakkı vardır. Sigorta primini yatıran bir işverenin Türkiye'de o parayla alakası kesilir, devlete gider. İngiltere'de ise bu parayı nemalandırmak işçilerin lehinedir diye şirketin bu parayı risksiz işlerde kullanma şansı vardır. Devlette de bu paranın nereye kullanılacağını sormaz. Avrupalıların sahip olduğu yüksek iş ahlakından dolayı insanlara bu seviyede bir güven mevcuttur. Maxwell 4000 şirketin sigorta parasından 220 milyar sterlin (rakama dikkat edin milyon değil, milyardır, neredeyse devlet bütçesi kadar) çekti. Hükümet sormuyor bu paranın ne olacağını, soranlara da hisse senedi alacağım der. Bu arada şuna da değinmek gerekir ki borsayı icat eden Rothschild'dir. Borsanın amacı halka arz yaparak bir malın kime ait olduğunun bilinmesini engellemektir. Bugün Yahudilerin Mercedes'in sahibi olduğunu kimse bilmez. Çünkü hisse senedi kimin kasasındaysa sahibi odur. Mercedes bir Alman firmasıdır, sahibi de Alman olsa gerek demek düz mantıktır. Halbuki onu temsil eden hisse kağıdı kimin elindeyse sahibi odur. İşte borsa işi Rothschild tarafından bu maksatla başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maxwell bu 220 milyar sterlin ile Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından evvel, Filistin'deki Şeria vadisinde insansız köyler kurarak Sovyetler Birliği'nden gelecek Yahudiler için bir nevi hazırlık yapmıştır.&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=coverzv8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/5237/coverzv8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Altı milyon Yahudi Sovyetler'de vardır ve Sovyetler Birliği bunu almak için yıkılmıştır (siyonizmin en büyük hedefini gerçekleştirebilmek uğruna). Maxwell Roma'da tatildeyken İngilizler tarafından suikast ile öldürülmüştür. 4000 şirketin çalışanını düşünecek olursak ve bu kadar insanın sigorta bedelinin İsrail'e yatırıldığını göz önünde bulundurursak İngilizlerin öfkesine şaşmamak gerekir. Maxwell, İsrail'de halk kahramanı ilan edilmiştir ve İsrail hükümeti tarafından hiçbir zaman yaşamadığı Kudüs'e defnedilmiştir. Ayrıca İsrail kurulduğundan beri İsrail'e en büyük yardımı yapan Yahudi unvanı da kendisine bahşedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en büyük Yahudi yatırımcısı Maxwell savaş zamanında bir İngiliz hava subayıdır. Almanlar teslim olduktan sonra günlerce Alman şehirlerini bombardımana devam ettiğini bir İngiliz kanalında kendisi anlatmıştır. Yahudi belki bu şekilde intikamını bir parça almak istemiştir. Maxwell üzerinden bir noktaya daha gelinebilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarsanız tıpkı bu büyük Yahudi yatırımcının gibi pek çok şaibeli ölüm ülkemizde de yaşanmaktadır. Bunlardan birisi de Uğur Mumcu'dur. Eğer birini bir devlet öldürüyorsa onun üzerine gidilemez. Uğur Mumcu cinayeti de Hizbullahçılara yıkıldıysa da, hatta onlar da güya itiraf ettiyse de olay halen neden tartışılmakta, neden esrarını korumakta?.. Hatırlayınız Eyüp Aşık da bir beyanatta bulundu: &lt;em&gt;"Biz kimin öldürdüğünü biliyoruz ama açıklarsak savaş çıkar."&lt;/em&gt; Kardeşi Cengiz Mumcu, televizyona çıkarak benim kardeşimi Hizbullahçıların öldürdüğü yalandır diyerek açıklamada bulundu. Röportaj sırasında, tatbikat sonrası Hizbullah'ın cinayeti işlediğinin ispatlandığı öne sürülünce ise onlara öyle konuşmaları öğretilmiştir diye karşılık verdi. Biraz zorlandıktan sonra dedi ki; Yahudi istihbarat örgütü yapmıştır. Çünkü Uğur Mumcu Kuzey Irak?taki Kürt devleti oluşumuna İsrail devleti senede 50.000 dolar destek oluyor diye yazdı. Kendisinin İsrail büyükelçiliğine çağrılıp tehdit edildiğini kardeşine yani kendisine söylediğini de açıkladı. Kendisiyle konuştuğunu nasıl bildiklerini çözemediğini söyleyen kardeş Mumcu (bizim kanaatimizce büyük ihtimalle Uğur Mumcu'nun üzerine, evine ve telefonuna yerleştirilen dinleme cihazları sayesinde) birkaç gün sonra da kendisinin çağrıldığını söyledi. Cengiz Mumcu "bu laf bir yerden çıkmayacak" diye kendisinin de tehdit edildiğini televizyonda söyledi. Biz ise tekrar televole ve dizilerimize dalarak yaşadığımız topraklarda, evlerimizin, çocuklarımızın üzerinde oynanan oyunların üzerinde yine durmadık ve uyumaya devam ettik...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-5996951303735588738?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/5996951303735588738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=5996951303735588738&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/5996951303735588738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/5996951303735588738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/yahudi-dosyas-3-siyonizm-nedir.html' title='Yahudi Dosyası - 3 : Siyonizm Nedir?'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-1167650351002047835</id><published>2007-02-17T18:48:00.000+02:00</published><updated>2007-02-19T02:29:15.975+02:00</updated><title type='text'>Masonluk Ve Türkiye (EK: Yahudi Dosyası)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img184.imageshack.us/img184/1846/siyonizmcf9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/1846/siyonizmcf9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ben bir Türk olarak yahudinin benim milletim ve benim atalarım hakkında yaptığı hesapları, acı olan gerçekleri, bildiklerimi anlatmayı bir vatandaşlık vazifesi bilirim. Yahudiler kendi nam ve hesaplarına en doğru olanı  bizimle ilgili olarak yaptılar. Buna rağmen biz dünyada yahudiyi belki de en az tanıyan milletiz. Osmanlı Devleti’nin yıkılışında ön planda petrol görülür, milliyetçilik duygularının uyanmış olması görünür. Bunları kullanan yahudidir. Theodore Hertzl’in hikayesini biliyoruz. Evvela Osmanlı ile uzlaşma yoluyla Filistin’e dönme çalışması yapmak istediler. Hertzl’in iki defa İstanbul’a gelerek Sultan II. Abdülhamit’le uzlaşmaya çalışmasının nedeni budur. Dikkat edilmesi gereken husus; Hertzl’in İstanbul’a ikinci gelişinde yanında Emanuel Karasu Efendi’nin bulunmasıdır (Selanik mebusu yapılan şahıs). Sultan Hamit’i tahttan indirmek için, parlamentonun kararını tebliğ maksadıyla giden dört kişilik heyetteki bir isim de Emanuel Karasu’dur. “Sen bizi kovdun ama ben seni tahtından indiriyorum” dercesine intikam almıştır. Koyu bir yahudi olan Emanuel Karasu Abdülhamit’ten istediğini elde edemeyince sevgili cemaatiyle birlikte onu tahtından indirme ihtiyacı duymuştur. Bu devirme nasıl gerçekleşmiştir, biraz da onu irdelemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahttan indirme operasyonu iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Birisi, Türkiye’de bulunan mason teşkilatların faaliyetlerinin artırılmasıdır. Öyle olmuştur ki hanedan ailesine bile el attılar. Abdülaziz’in şehit edilmesinden sonra tahta geçen V. Murat’ı şehzadeliğinde mason yaptılar. Sultan Abdülhamit’in kardeşleri Nurettin efendiyi, Kemalettin efendiyi, V. Murat’ın oğlu şehzade Selahaddin efendiyi mason yaptılar. Şeyhülislam Musa Kazım efendiyi mason yaptılar. İkinci aşama olarak mason güdümünde İttihat Terakki’yi kurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İttihat Terakki’nin tamamen mason emelleri istikametinde hareket ettiğini anlamak isteyenler Resneli Niyazi’nin hatıratı olan “Kahraman-ı Hürriyet” isimli esere bakabilirler. Açıkça belirtmektedir; “Partimiz tamamen mason usulleriyle faaliyet gösteriyordu.” demektedir. İttihat Terakki Partisi’nin merkezi Selanik’tir. Gariptir, Türkiye için kurulan bir partinin merkezi İstanbul değil de Selanik’tir. Selanik öyle bir yerdir ki, Roma sürgününde kaçarak Selanik’e yerleşen ve Endülüs Emevi Devleti’nin yıkılışından sonra Müslümanlarla birlikte Katolikler tarafından katledilen Yahudiler Osmanlı’ya sığındıkları zaman padişah II. Bayezit’in onları Selanik’e yerleştirilmesiyle oluşan toplu bir Yahudi cemaatini barındırır. Selanik bizim elimizden çıktığında orada bulunan Yahudi nüfusu Rum nüfusundan fazladır. Rumlar yüzde on olamazken, Selanik’teki Yahudi nüfusu yüzde yirmi beş civarındaydı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img267.imageshack.us/img267/61/masongo3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img267.imageshack.us/img267/61/masongo3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Sultan Abdülhamit’e zulmediyor diyerek onu tahttan indirmek için, güya milleti bu zulümden kurtarmak gayesi güden hareket ordusu gariptir, Selanik’ten kalkıp gelmiştir. Erzurum’dan ya da Trabzon değil… (Hangi görüşten olursanız olun ideolojinizin aklınızı etkilemesine izin vermeyin! Hepimiz düşünen bireyleriz. Bize hep kendi atalarımızı yuhlamamız öğretildiyse de düşünme yetinizi sizden kimse almamalı. Biraz mantıklı olunca aradaki ilişkiler çözülebilir. Bir bakkal kendi dükkanını neden yaksın, bir padişah zaten kendisine ait olan toprağa neden ihanet etsin?) Dikkat çeken diğer bir nokta daha var. İttihat Terakki Partisi’nin başkanları hep masondur. O halde masonluk nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudilerin yerel çalışmalarını yürütmeleri için organize ettikleri bir takım yan kuruluşları vardır. Bunların bir numarası masonluktur. Masonluk kimilerine göre Yahudilerden bağımsız, kimilerine göre ise tarihteki uzun yolculukları boyunca çeşitli kılık ve isimlere büründükten sonra bugünkü son haliyle Yahudilere bağlanmış bir teşkilattır. Gerçeği öğrenmek isteyenlere tavsiyemiz bu iki kitlenin inançlarındaki, törenlerindeki hatta sembollerindeki benzerliklere bakmalarıdır. Üye olmayan sıradan vatandaşlara ve henüz deneme süreci içerisindeki yeni üyelere kendilerinin anlattıklarına göre masonluğun menşei; Hz. Süleyman’ın Küdüs’teki Süleyman mabedini inşa edişinde ustabaşılık yahut baş mühendislik yapan Hiram ustayla başlar. Hiram ustanın heykeli Osmanlı zamanında (ki o zamanlar heykel hiçbir yerde görülmezdi çünkü yasaktı) İstanbul - Karaköy’deki Ziraat Bankası’nın çatısına konmuştur. Sultan Abdülaziz devrinde bunu yapabilmişlerdir. Adnan Menderes, tam o binanın karşısındaki, alaturka yapıda olan Deniz Yolları binasını yıktı. Karşısındaki Ziraat Bankasını yıkamadı, atladı, Ziraat Bankasından sonraki binayı yıktı. Şimdi o aradaki boşluğa yeniden bina yapıp sırayı tamamlamışlardır. Masonların gücünü ve tesir alanlarını şu örnekten anlayınız. Sıradan bir tarikat gibi bakmayınız. Size kasten, ister çıkar amaçlı, ister başkasına hizmet maksadıyla zarar veren sizin düşmanınızdır. Düşmanın gücünü anlamak onu tanımaktır, ondan korkmayı icap ettirmez. Tanımak her zaman bir adım önde olmak demektir ve istihbarat da bunun için şarttır.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img124.imageshack.us/img124/3799/concuyh1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://img124.imageshack.us/img124/3799/concuyh1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hiram usta adına kurulmuş olan masonluğun içerisine giderek Yahudiler girmeye başlamışlardır. Her locaya bir Yahudi kafidir. Çünkü Yahudilerin dünya hakimiyeti planı vardır. Kutsal kitaplarında aynen böyle vaat edilmektedir. Bu davalarının adı da Arz-ı Mev’ud’dur. Bütün dünya onlara çalışmalıdır. Bu günümüzde belli ölçüde gerçekleşmiştir. Devletin en üst kademesi zahiride cumhurbaşkanımızdır, gerçekte ise bu koca bir yalandır. Yetmiş milyonluk Türk milleti bugün Yahudilere çalışmaktadır. Nasıl mı? Çünkü bu nüfusun kazancından devlete verdiği vergi devletin borcunun faizine gidiyor. Bu faizde Yahudi bankerin cebine gidiyor. Bu rakam yaklaşık 40 milyar dolar civarındadır. Siz IMF’yi görüyorsunuz, Dünya Bankasını görüyorsunuz, ama onların kimleri temsil ettiğini kaçınız biliyor acaba…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımızın ağrısı olan IMF’nin kuruluş amacı; borç verdikleri paranın ileride kendi aleyhlerinde neticelenecek bir şekilde kullanılmasını önlemektir. Çünkü bankacılar paranın gelir-gideri ile meşgul olurlar. Siyaseti pek umursamazlar. Bankalar birleşerek IMF (International Money Fund – Uluslararası Para Fonu) isimli örgütü kurmuşlardır. Bu bir nevi bütün dünyaya karşı bir gözlem kulesidir. IMF’nin işi tamamen siyasetle meşgul olmaktır. Birisi borç istediği zaman o parayla ne iş yapılacağını incelerler. Farzedelim ki Türkiye IMF’den 10 milyar dolar borç istiyor. IMF ne yapacaksın bunu diyor? Diyoruz ki biz senede iki milyar dolar gübre ithalatına para harcıyoruz. Bunun ham maddesi Türkiye’de var. Biz gübre fabrikası kuracağız. Halbuki Türkiye’nin ithalat için iki milyar dolar ödediği adam bu kurumun sahiplerinden biri. IMF cevap verir: Siz bu parayı alamazsınız, fizibilitesi uygun değil, şu uygun değil, bu uygun değil v.s. bahane çoktur, elbet bulunur. Bu parayı verirse kendi patronu senede iki milyar dolar aldığı müşteriden olur. IMF’nin işi işte budur. Sermayedarın müstakbel menfaatini korumak! Türkiye’yi kalkındırmak değil! Dünyada IMF ile kalkınmış hiçbir ülke yoktur. Bize borçlarımızdan geriye kalan sadece hayatımızı devam ettirecek kadar olan bir miktardır. Çocuklarımıza istediğimiz tahsili bu yüzden yaptıramıyoruz, bu yüzden Avrupalı gibi her yaz tatile gidemiyoruz, gönlümüzce istediğimizi bu yüzden yiyemiyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-1167650351002047835?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/1167650351002047835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=1167650351002047835&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/1167650351002047835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/1167650351002047835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/masonluk-ve-trkiye-ek-yahudi-dosyas.html' title='Masonluk Ve Türkiye (EK: Yahudi Dosyası)'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-7397251072836067972</id><published>2007-02-17T18:47:00.001+02:00</published><updated>2007-02-19T02:23:54.780+02:00</updated><title type='text'>Bir Cemiyet Olarak Masonluk (EK: Yahudi Dosyası)</title><content type='html'>&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=index2r1c1bi4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/6611/index2r1c1bi4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Masonluğun, Süleyman mabedinin baş mühendisi olan Hiram usta ile başlayan bir hareket olduğunu söylemiştik. Zamanla dünya hakimiyeti projesini tesis etmeye nüfusları kafi gelmeyen Yahudi milleti, her mason locasına bir Yahudi sokmuşlardır. Locanın geri kalanını o milletlere mensup, yükselmek ihtiyacı hisseden, zayıf karakterli insanlar teşkil eder. Bunlar beynelmilel bir paslaşmayla Yahudi siyasi emellerine tabi olmuş (üyelerin çoğunun da kime hizmet ettiğinden haberi yoktur) buna da mason kardeşliği denilmiş ve bu örgüt vücuda gelmiştir. İsteyen üzerine alınabilir ama neye hizmet ettiğinin size söylenmediği bir şirkette çalışmak aptallıktan başka hiçbir şey değildir ve aptallar kullanılıp bir köşeye atılmaktan başka bir işe yaramazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada hangi millet ne derece de ehemmiyet arz ediyorsa, orada masonlar o kadar çok bulunurlar. Az veya çok bu masonlardan her ülkede mevcuttur. Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları içerisinde yalnız masonlar arasında gelip gitmekte olan bir dergi mevcuttur. &lt;em&gt;"Mimar Sinan"&lt;/em&gt; adını taşıyan bu dergi yalnız Türkiyeli masonlar arasında gidip gelmektedir. Tıpkı bunun gibi harice çıkmayan bir de dünya masonları arasında gezen bir dergi vardır: &lt;em&gt;"The Empire State Mason"&lt;/em&gt; (tercümesi: Dünya Mason İmparatorluğu). Dergisinin adını mason imparatorluğu koyan bir grubun yaptıklarını siz düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir mason locası başa bağlılıkta zayıf olursa ona dünya çapında, gayr-ı muntazam loca denir. Mutlak bir surette başa bağlı olmayan, itaat etmeyen localar bu sınıfa girerler. Gayr-ı muntazam localar uluslararası arenada zayıftır. Türkiye'deki localar da bir dönem muntazam sayılmıyordu. 1978 senesinde Hayrullah Örs'e "maşrık-ı azam" iken (maşrık-ı azam makamı büyük üstatlığın da üstünde, devlet kademelerini yönlendirecek yetkisi olan bir makamdır) İskoçya'dan muntazam loca tanındıklarına dair bir mektup geldi. Bu mektup Hayrullah Örs görmeden bir derginin ikinci sayısında kapak oldu. &lt;em&gt;"Masonların Büyük Sevinci"&lt;/em&gt; adıyla manşet olan bu haber Türkiye'de kıyamet kopardı. Öğrendiğimize göre; bir mektup dağıtıcısı masonlara gelen bu mektubu derginin sahibine götürür, mühürü ısıtılarak açılır, fotokopisi çekilir ve kapatılıp mektup geri gönderilir. Görüyorsunuz, bir küçük postacı denildi dikkate alınmadı ve başlarına neler açtı. Düşmanın zaafını kullanmak sanatı işte budur. Bu sanat yalnızca onların uygulayabildiği bir ehil de değildir. Mühim bir iş yaparken en sondaki adama bile dikkat ediniz. Bir misal daha verelim; masonluğa merak saran ve kapasitesi bu işe müsait olan bir arkadaşımız vardı. Onu kabul ettiler. O da tekris merasiminde yani locaya giriş merasiminde yazılanların fotokopisini çalarak bize getirdi. Görüyorsunuz biraz cesaretle insan nelere kadir olabiliyor. Bu vasıflarla açıkları yakaladığımız sürece daha nelere kadir olabiliriz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img184.imageshack.us/my.php?image=bafometrh3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img184.imageshack.us/img184/7058/bafometrh3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Muhtelif pek çok kitapta masonların hiyerarşisi ve inançları hakkında bilgi bulunabilir. Ama biz yine de kısaca değinelim. Mabetleri locadır. İnançlarını Yahudilerin "Kabala" felsefesinden almışlardır. Kabala mistik ritüellerden oluşan, içinde büyüyü de barındıran sapkın bir inançtır. Sıradan insanların anlayamayacağı bir işaret ve bir yazı dilleri vardır. Bu dili sembollerle ve beden diliyle kullanırlar. Bir toplulukta iki mason birbirlerini kendilerine has işaretlerle selamlar. Bütün ritüellerini ve toplantılarını bir gizem içinde yaparlar. Ketum olmak, sır saklayabilmek masonluğun en önemli şartlarındandır. Her locada bir Yahudi bulunur. Ama loca başkanı olması şart değildir. Yahudiler masonlar için soylu bir kavimdir. Loca başkanına da üstat derler. Örgüt içinde derece derece yükselme hiyerarşisi uygulanır. Her dinden ve her ırktan insan locaya kabul olunabilir. Kadınlar locaya kabul edilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masonlar örgüt içinde birbirlerine birader diye hitap ederler. Kardeşlikten birinin başı belaya girdiği zaman örgüt onu kurtarır. Ancak bu kardeşlik tamamen çıkar amaçlı bir bağdır. O yüzden yalnızca makam  sahibi olanlar için geçerlidir. Birbirlerini destekleyerek bulundukların memleketin siyasi ve iktisadi hayatını manipulasyonlarla yönlendirmeye çalışırlar. Bunu yapmaya Yahudi nüfusu kafi olmadığından, bu teşkilat zayıf karakterleri, yükselme hırsını her şeyin üstünde tutanları kullanır ve yegane hedefe ulaşmaya çalışılır. Nitekim nasıl bir kardeşlikse işlerine yaramayan adamlarını harcamakta üstlerine yoktur. Tabi her zaman insanlara hümanist bir grup oldukları görünüşlerini takdim ederler.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img260.imageshack.us/img260/5568/templiersav9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img260.imageshack.us/img260/5568/templiersav9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Masonların Kudüs'ten başlayarak dünya üzerindeki yolculuklarını gösteren bir harita)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman masonların dünyadaki rolü gündeme gelip deşildiğinde, haklarındaki kötü fikirleri silip, imaj tazelemesi yapmak isterler. Bunun için gazetecileri çağırırlar, bak bizim gizli bir şeyimiz yok derler. Onların sorularına, zahirde gösterdikleri görünüşlerine uygun olan, önceden konuşup hazırladıkları cevapları verirler. Sır mahiyetindeki hiçbir şeyi vermezler, çünkü verseler kıyamet kopar. Bunun örneğini yakın bir zaman diliminde de gördük. Bazı televizyon dizilerinin ve yoğun olarak baskıda olan haklarındaki kitapların (bu kitapların bazılarını da aklanmak için kendileri yazdırırlar; kitabı alırken yazarına dikkat etmek gerekir) yoğunlaştığı dönemde ülkenin en büyük gazetelerinden olan iki gazetede birden yazı dizisi başladı. 14 Mart 2005 tarihinde Sabah gazetesinde &lt;em&gt;"Türkiye'nin Masonları"&lt;/em&gt; ve 26 Mart 2005 tarihinde Hürriyet gazetesinde &lt;em&gt;"İşte Mason Locası"&lt;/em&gt; adlı yazı dizileri başlatılmıştır. Bu yazıların birinde bizzat Türkiye büyük üstadı Kaya Paşakay sahne almış ve aynen size naklettiğim düzende, hiçbir mana içermeyen yuvarlak laflarla dolu bir röportaj yayınlanmıştır. Üstadımız teşrif ettiğine göre herhalde cidden canlarını yakan bir şey olmuş olmalı, ne dersiniz(?)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-7397251072836067972?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/7397251072836067972/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=7397251072836067972&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/7397251072836067972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/7397251072836067972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/bir-cemiyet-olarak-masonluk-ek-yahudi.html' title='Bir Cemiyet Olarak Masonluk (EK: Yahudi Dosyası)'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-7270429608309928459</id><published>2007-02-17T18:46:00.000+02:00</published><updated>2007-02-17T18:47:18.074+02:00</updated><title type='text'>Ermeni Meselesi - 1 :  Herşey Nasıl Başladı</title><content type='html'>&lt;a href="http://img225.imageshack.us/img225/550/ermenistanarmas2wb.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img225.imageshack.us/img225/550/ermenistanarmas2wb.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ermeniler bugün ortadoğu coğrafyası denilen coğrafyada tarih boyunca dağınık olarak yaşamış bir toplulukturlar. Kendi iddialarına göre Kilikya adının verdikleri M.Ö. krallıkları devletleri olmuştur. Tarihlerinin başlangıcı efsaneye dayanır. Ermenice yazılı ciddi bir kaynakları yoktur. Daha ziyade mukaddes kitaplardaki insanlık tarihine ait hikayeleri kendi kavimlerine adapte ederek kendilerine bir tarih düzmüşlerdir. Mesela Ermeni tarihçilerinin yazdıklarına bakacak olursak; bilindiği gibi Hz. Nuh'un üç oğlu olan Ham, Sam, Yafes'ten üç büyük ırk meydana gelmiştir. Bunlardan biri olan Yafes'in soyundan geldiklerini iddia ederler. İlk bilinen Ermeni de Haik adında bir kahraman ve devletlerinin kurucusudur. Bu Hz. Nuh'un torununun torunudur. Bu hususlar hiçbir tarihi vesika ile teyid edilemeyen meselelerdir ve Ermeni olmayan tarihçilerin itibar etmedikleri iddialardır. Kilikya denilen Adana havalisindeki devletleri de derebeylikten ibarettir. İranlıların, Bizans'ın, Selçukluların hakimiyetinde yaşamış bir derebeylikten ibarettir. Tarih sahnesinde ciddi bir siyasi varlık gösterememişlerdir. Halep ve Beyrut'tan tutunuz bugünkü Ermenistan'a kadar bu coğrafyada dağınık olarak yaşamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanışları da değinecek olursak; Ermeniler Gregoryen denilen bir Hıristiyanlık mezhebine mensupturlar. Gregoryenliğin niteliği şudur: Bu mezhebe mensup olanlar Hz. İsa'da iki şahsiyet görmezler. Bilindiği gibi Hıristiyanlar Hz. İsa'ya hem ilahilik hem de beşeriyet sıfatlarını yüklerler. Yani İsa hem Tanrıdır hem de onun oğlu olan bir insandır derler. Halbuki Gregoryenler Hz. İsa'da tek bir vasıf görürler o da ilahiliktir. Tarih boyunca Osmanlı idaresinde de bunları Ortodoks yapmak için Katolik yapmak için çok teşebbüslerde bulunulmuştur. Onlar da zaman zaman papalıktan yardım görmek için Kanuni devrinde girişimlerde bulunmuşlardır. Fakat şu inançları yüzünden ne onlar başkasını kabul etmiş ne de başkaları onları kabul etmiştir. Mahşere inanmazlar. İnsanın ölür ölmez cennete veya cehenneme gideceğine inanırlar. Mahşeri bekleme onlarda yoktur. Papanın günah çıkarma hakkı onlara göre yoktur. Ama en mühimi İsa Tanrı'dır, onda beşeriyet sıfatı yoktur demeleridir. Ermeniler bugün üç grupturlar. Katoliklerin ve Ortodoksların onlara sonraki devirlerde el atmaları sonucu Ermenilerden Katolik bir zümre de, Ortodoks bir zümre de türemiştir. Ama büyük çoğunlukları halen Gregoryendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nüfusları hakkında da bazı gerçekleri söylemek gerekir. Dünya Harbi başlamadan evvel Türkiye'de 4 milyon nüfusları olduğunu ve bunun yarısının kırıldığını iddia ederler. Bu sözde soykırım iddialarını desteklemek için söylenmiş bir palavradır. O tarihte tüm dünyada 4 milyon nüfusa sahiptirler. Bunun 2 milyonu Rusya'dadır, 1 milyonu Suriye - Irak - İran havalisindedir. Bilhassa İran'da bu sayının büyük oranı mevcuttur. Çünkü uzun zaman Perslerin hakimiyeti altında yaşamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dillerine gelince; İran ve Yunan idarelerinde çok yaşadıklarından dilleri büyük çoğunlukla acemce ve yunanca kelimelerden oluşmaktadır. Buna ilaveten Türkçe dahil, Arapça dahil her dilden kelime dillerinde mevcuttur. Dillerinde köklü bir dil göstergesi yoktur. Örneğin Türkçe'nin bir Kutadgu Bilig'i vardır ama Ermeni dilinin böyle bir tarihi yoktur. Şunu da belirtmek gerekir ki Osmanlı Ermenileri Türkçe konuşurlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img187.imageshack.us/my.php?image=105fm5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px;" src="http://img187.imageshack.us/img187/3023/105fm5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;(Tarihteki Ermeni hükümdarlarının bir portresi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı idaresinde yaşayan Ermeniler en fazla bizi benimseyen gayr-i Müslim azınlıktılar. Bu yüzden olacak ki bizim kaynaklarımızda Ermenilerden "millet-i sadıka" yani "sadık millet" diye bahsediliyor. Bizim dilimizi kullanıyorlardı. Bizim örfümüzü almışlardır. Ermeni kadınlarının Müslüman kadınlar gibi örtündükleri bütün kaynaklarda vardır. Namuslarına fevkalade düşkündürler. Bizim hemen her hususumuzu benimsemiş bir gayr-i Müslim toplulukturlar. Sosyal ve sanatkar da insanlardır. Çok da zengin olmuşlardır. &lt;em&gt;"Türk Hizmetinde Ermeniler"&lt;/em&gt; isimli bir kitap vardır. Bu kitapta Ermenilerin zenginliğinin efsanevi bir şekil aldığında söz edilir. Kuyumculuk gibi birçok değerli sanat bu tebaadadır. Lakin bir talihsiz hadise bu tebaanın bir düşman emeline alet olmasına sebep oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan II. Mahmud döneminde 1826 yılı içerisinde yeniçeri ocağı kaldırıldı. Neredeyse 500 yıl ordunun gözbebeği, tüm dünyanın en iyi yaya savaşçı birlikleri olarak kabul edilen Yeniçerilerin yerine tanzim edilen ordu savaşa henüz hazır değildi.1828 senesinde Ruslar bunu fırsat bilerek Osmanlı devletine savaş ilan etti. Rusların Edirne'ye kadar gelmesinden sonra, Yunanistan Edirne antlaşması sonucu bağımsızlığını kazandı. Atina 500 sene bizim vilayetimiz olarak kalmıştı ve İstanbul'dan önce fethedilmişti. Bu üzücü olayın ardından 1832'de Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa bir ayaklanma başlatarak Kütahya'ya kadar askerleriyle geldi. Okur yazarlığı bile olmayan cahil bir adamın vali yapılması zaten baştan yanlış bir olaydı. Nitekim bu yanlış atama böylesine cahilce yapılan bir başkaldırmayla sonuçlandı. Osmanlının düşmanı olmasa hiç kimse Kavalalıya ne silah ne de akıl vermezdi. Osmanlıyı parçalamak isteyenler Kavalalıyı kullandılar. İngilizlerin ve Fransızların Kavalalıyı desteklediğini bilen Osmanlı, Avrupa ile Rusya arasındaki rekabetten istifade ederek Rusya?dan yardım istedi. Ruslar İstanbul - Büyükdere'ye 10.000 asker gönderdiler. Kavalalıya verdikleri gözdağı sonrası Mehmet Ali Paşa çekildi. Bu yardım sonucu Hünkar antlaşmasıyla boğazların idaresine ortak oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruslar ile Avrupalılar arasında evvela mezhep farkından dolayı bir zıtlaşma vardır. Rusların mezhebi olan Ortodoksluk, Katolik Avrupa tarafından hak mezhep kabul edilmez. Yunanistan'ın da Ortodoks olmasına rağmen Avrupalılar tarafından baş tacı edilmesinin sebebi ise kadim yunan medeniyetine olan saygılarından ileri gelir. Katolik aleminin Ortodoks Yunanistan - Sırbistan - Rusya üçgeniyle harbi vardır ve hala da devam etmektedir. Bunun ispatına değinirsek; Biz Avrupalılarla yüzlerce defa savaşmışızdır, haçlı orduları üzerimize saldırmıştır ve bunların hiç birinde Ruslar yoktur. Kudüs'e kadar giden haçlı ordularında bile bir tek Rus askeri yoktur. Tarihimiz boyunca en çok harp ettiğimiz millet Ruslardır. Ruslara bize karşı hiçbir batı devleti yardım etmemiştir. I. Dünya Savaşı İngiliz - Alman sanayi rekabetinin eseri olduğundan bu yardımlaşmamaya bir istisna teşkil eder. Bunun dışında tarihteki bütün harpler buna uyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya'nın boğazlar üzerinde söz sahibi olması işte bu mezhep mücadelesinden dolayı Avrupa tarafından kendi aleyhlerine bir gelişme olarak görüldü. Bunun tam manasıyla anlaşılması için Napolyon'nun hatıratına bakmak lazım: "Ruslarla Osmanlı Devleti'nin taksimi için bir çok defa bir araya geldim hiçbir zaman anlaşma olmadı. Çünkü Ruslar her zaman boğazlar ve İstanbul'u istediler. Boğazlar ve İstanbul tek başına bir imparatorluğa bedeldir. Onu vermeye gönlüm razı olmadığı için hiçbir zaman anlaşamadık." demektedir (Rusların Akdeniz'e inme üzerindeki kadim emeli Deli Pedro'nun vasiyeti olarak bilinir). Eski Romanya başbakanlarından birinin telif ettiği bir eser vardır. Donanma mecmuasında yazı dizisi olarak Balkan harbi sırasında yayınlanmıştır. Bu eser "Türkiye'nin taksimi için 100 proje" adıyla yayınlanmıştır. Avrupa Türkiye'yi bölmek için 100 proje yapmıştır ancak yinede Rusya'nın boğazlara hakim olmasına razı değildirler. Kavalalıyı Osmanlıya saldırtan İngilizler ve Fransızlar bizim yanımızda yer aldılar. İtalya'yı da yanlarına aldılar ve Rusya'yı Hünkar İskelesi anlaşmasıyla elde ettiği menfaatlerden mahrum bırakmak için bizimle birlikte Rusya'ya karşı Kırım harbini yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/"&gt;http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-7270429608309928459?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/7270429608309928459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=7270429608309928459&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/7270429608309928459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/7270429608309928459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/ermeni-meselesi-1-herey-nasl-balad.html' title='Ermeni Meselesi - 1 :  Herşey Nasıl Başladı'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-5324969095212031869</id><published>2007-02-17T18:45:00.002+02:00</published><updated>2007-02-17T18:46:35.931+02:00</updated><title type='text'>Ermeni Meselesi - 2 : Soykırım Planının İç Yüzü</title><content type='html'>Avrupa'nın Rusların boğazlar üzerindeki ortaklığına şiddetle karşı koyması Rusları Akdeniz'e inmek için başka bir yol aramaya teşvik etti. Rus desteğiyle devlet olan Yunanistan'ın özgürlük hareketini yöneten cemiyet Etniki Eterya cemiyetidir. Bu cemiyetin başkanı ise Çarın yaveri idi. Aynı stratejiyi Türkiye'nin doğusunda bulunan başka bir Hıristiyan kavim üzerinde uygulamaya karar verdiler. Bu kavim Ermenilerdi. Kafkasları ele geçirdikten sonra Türkiye'ye doğu sınırında komşu olan Rusya, Doğu Anadolu'daki Ermenilere anavatanları olan Kilikya'yı yani Adana havalisini vaat ederek koparmayı düşündü. Sonra da ya kuracakları kukla bir Ermenistan devleti üzerinden ya da Ermenileri kopardıktan sonra kendi Rusya içinde asimile ederek İskenderun'dan Akdeniz'e inmeyi planladı. Bu strateji, bir Hıristiyan kitleyi Müslüman bir devletin himayesinden kurtardıktan sonra Avrupalıların kendilerini alkışlayacağı bile düşünülerek tasarlanmıştır. Rusların Akdeniz'e boğazlar yerine Doğu Anadolu'dan inme davasını kendilerine gaye edinmiş olmalarıdır ki, asırlardan beri tebaa-ı sadıka adıyla örfümüzü, dilimizi hatta yemeklerimizi dahi benimseyen bu sadık tebaayı tahrik asi bir tebaa haline getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeniler Rusya'dan aldıkları silahları kiliselerde depolamışlardır. Türkiye'nin arşivlerinde bugün dahi yakalanan bu Rus silahlarının ve ele geçirilen Rus - Ermeni vesikalarının asılları mevcuttur. Genelkurmay Başkanlığı'nın yayınladığı bir kaynak olan &lt;em&gt;"Ermeni Komitelerinin Amaçları Ve İhtilal Hareketleri"&lt;/em&gt; isimli kitabın kapağında da Ermenilerden toplanan yüzlerce silah önünde bekleyen Türk subaylarıyla çektirilmiş bir fotoğraf vardır. Rus tahrikiyle teşkilatlanmak üzere komiteler kurdular. Bunların belli başlıları: Hınçak Komitesi ve Taşnaksutyun Komitesi'ir. Yani bir nevi iki silahlı partidirler, bugünkü PKK gibi. Sultan II. Abdülhamit zamanında hükümet, yapılan isyan hazırlıklarını fark etmiştir. İşin bir nasihat ile düzelmeyeceğini görerek Doğu Anadolu'da bulunan Ermeniler için tehcir (göç ettirme) kararı almıştır. Ermeni katliamı diye addedilen olayın bam teli bu tehcirdir. Bu tehcir Sultan Abdülhamit zamanında karara bağlanmış ve onun zamanında da ondan sonra gelen ittihat terakki hükümeti yönetimi zamanında da gelişi güzel yapılmamış bir nizamnameye bağlı kalarak yapılmıştır. Devlet arşivlerinde bunu ispat eden binlerce vesika vardır. Ben bunlardan bir tanesini size aktaracağım. Dahiliye nezaretinden (Dış işleri bakanlığı) Ermeni tehcirine ait düzenlenmiş talimatnameden bir bölümü Türkçeleştirerek aktarıyorum: &lt;em&gt;"Nakli icap eden Ermenilerin yerleşmeleri onaylanan yerlere can ve malları muhafaza edilerek gönderilmeleri ve oraya vardıklarında yerleşene kadar göçmen ödeneğinden iaşeleri (yedirip içirmeleri), eski mali durumları oranında kendilerine emlak ve arazi, içlerinde muhtaç olanlara hükümet tarafından mesken inşa edilmesi, çiftçilik işlerini görmeleri için tohumluk-alet, terk ettikleri malların kendilerine iadesi, emlak-depo-bağ-han gibi gelir getiren gayri menkullerinin acık artırma sonucu satılarak bedellerinin kendilerine ödenmesi şart koşulur."&lt;/em&gt; Sürgündekilere yapılan şu muameleye bakın! Ermeniler 80 yıl sonra kalkıp bunlar bize soykırım yaptı diyorlar, bunun da bir sebebi bir çıkar amacı vardır elbet. Gerçek önemli değil, bunları Avrupalı da biliyor. Araştırırsanız siz de bulursunuz. Arşivler bugün dahi internete verilmiş durumdadır. Bu tip arşivlerin kopyasını isteyenler bana mail adresimden ulaşabilirler; benim elimde bunun gibi daha pek çok arşiv mevcuttur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img323.imageshack.us/img323/3497/daelegeirilensilahlar2qd.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img323.imageshack.us/img323/3497/daelegeirilensilahlar2qd.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(Yukarıdaki fotoğrafta Adana'da yapılan aramalarda Türk birlikleri tarafından ele geçirilen gaz tenekelerindeki barut, silah ve bombalar ile Hacin Ermeni mektebinden çıkarılan Ermenistan arması, dinamit, barut kapsül ve fitilleri gibi malzemeleri görebilirsiniz)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtilal yapan ordular harp edemezler. Çünkü ast üst münasebeti bozulur. Böyle bir ihtilal 93 harbi (1877-1878) döneminde meşrutiyet - saltanat mücadelesi uğruna yapılarak Padişah Abdülaziz tahttan indirilmiştir. Sultan Abdülhamit tahta yeni çıktığından harbi önleyemedi. Ruslar İstanbul - Yeşilköy?e kadar ilerlediler. Rus başkumandanı Nikola, Türk murahhas heyetini Yeşilköy'de kasten bir Ermeni'nin evinde toplantıya çağırdı. Ayestefonas antlaşması ile Osmanlıya dikte edildi ve Ermenilere koyabildiğince özerklik şartı koydurdular. Sultan Abdülhamit dünya siyasetinde meşhur olmuş zekasıyla İngilizlerin Ruslara karşı olan siyasetinden istifade ederek Berlin antlaşması sırasında Rusların bu şartlarını sonuçsuz bıraktı. Bu özerklik meselesi tutmayınca Ermeniler Erzurum'dan İstanbul'a kadar pek çok yerde isyan çıkarmaya başladılar. İstanbul'da Fatih camisine bir Cuma vakti saldırdılar. Fatih camisine gidecek olursanız sütunlara bakarsınız, sütunlarda kurşun delikleri vardır. Bundan başka Babıali'ye yapılan baskın, Osmanlı Bankası baskını, padişaha suikast (1905'te Sultan Abdülhamit'e Yıldız Camisinde suikast yapıldı) gibi çeşitli girişimlerde de bulundular. Bir ülkenin padişahına, reisine suikast yapılıp bunun cezası verildikten sonra "Bizi yok etti bu millet!" diyecekler. Sadece biraz makul olmak bile kafi; biz Ermenileri yok etseydik Yavuz Sultan devrinde, Kanuni devrinde bunlar aynı topraklarda yaşamıyor muydu? Sonra mı geldiler buraya? Bu devlet aptal mıydı ki ülkenin zirvede olduğu Kanuni devrinde değil de, oluk oluk kan kaybettiği dünya harbi esnasında, dokuz cephede birden harp ederken Ermeni'yi yok etmeye kalkacak? Bursa'dan hiçbir ehemmiyeti olmayan Ermeni patriğini Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul'a getirdi. Ona  Kumkapı'daki mekanını verdi ve onu Rum patriği ile eşit haklara sahip kıldı. Osmanlı tarihinde bunun daha nicelerini saymak mümkün. Bu bir soykırım değil nefsi müdafaa meselesidir. Aslanı yaralı gördüğünde saldırırmış sırtlan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. yüzyıl sonlarında orduda Hamidiye süvari alayları denilen doğulu Kürt aşiretlerinden özel atlı birlikler oluşturuldu. Bu birliğin bir kuruluş sebebi vardır: Kafkas cephesinde yapılan Sarıkamış harekatı cahilce bir hücumdur. I. Dünya Savaşında 90.000 Mehmetçik Allahu Ekber dağlarında iki buçuk metre karın altına gömülünce Rus orduları Doğu Anadolu?da serbest kaldılar. Rus ordusunda gönüllü Ermeni alayları Rusların gölgesinde silahsız köylülere saldırdılar. Bu sıralarda Rusya'da Bolşevik ihtilali oldu. Rus orduları ülkelerine çekilmeye başladılar. Onlar çekilirken Ermeni alayları da onlarla birlikte döndü. Ancak toprağa bağlı insan yurdunu terk edemez. Geride kalan Ermeni toprak sahipleri ve köylüleri daha evvel saldırıya uğrayan Kürt köylüleri tarafından hücuma uğradı. Ermeni katliamı denen olay budur. Tokat yiyen aşiretler cevap olarak tokat atmışlardı. Bunu yapan da silahsız köylülerdir. İşte Hamidiye alaylarının kuruluş sebebi Ermeni militanları tarafından katliama maruz kalacağı öngörülen silahsız Kürt halkını korumaktı. Ermeni meselesi dünya harbi esnasında sonuçlandırılmıştı. Bugün karşımıza neden bir daha çıkıyor bunu irdelemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img225.imageshack.us/img225/4435/ermenihnakalaysekizinciblkbiri.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img225.imageshack.us/img225/4435/ermenihnakalaysekizinciblkbiri.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(Ermeni Hınçak alayı sekizinci bölük birinci takım kumandaları askerleri ve kızılhaç heyeti)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1964 senesinde İsmet İnönü, Avrupa Ortak Pazarına (Bugünkü Avrupa Birliği) 20 senelik bir geçiş protokolü imzaladı. O gün Ermeniler Türkiye'nin bu girişimini davalarını yeniden kazanmak umuduyla kullanarak faaliyete geçtiler. Avrupa Birliği Roma antlaşmasıyla kurulmuştur. Bu antlaşmaya göre üye devletlerin tebaaları birbirlerinin ülkesinde aynen bir vatandaş hakkı gibi arazi satın almak hakkına sahiptirler. Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde arazi satın alarak daha sonraya buraya yerleşmeyi planladılar. Ermeniler önce bir film çevirdiler. &lt;strong&gt;"Duvardaki Leke"&lt;/strong&gt; adında, senaristi Mim Kemal ÖKE olan bir filmdi bu. Ermeniler harp bittikten sonra İttihat Terakki'nin meşhur paşaları olan Cemal paşayı Tiflis'te, Talat paşayı Berlin'de vurdular. Bu filmde Talat paşanın katili yakalanıp mahkemeye çıkarılıyor. Bu tarihte olmayan yalan bir vakaadır. Talat paşanın katili yakalanmıştır ancak kaçtı diyerek birileri tarafından kaçırılmıştır. Filmin yapım amacı Ermenilerin güya başlarına gelenleri yeniden dünyaya hatırlatmaktır. Bu filmin sonunda diyorlar ki: &lt;em&gt;"Ey hıristiyan kardeşlerimiz, Türkiye ile harb edin de şu bizim kadim topraklarımızı (kadim topraklarının neresi olduğu da meçhul) ellerinden alın bize verin demiyoruz! Türkler Avrupa Ortak Pazarına girmek üzere Roma antlaşmasına imza attılar. Bu yüzden biz eski topraklarımızı satın alabileceğiz. Böyle yokedilmiş bir hıristiyan topluluğun, vatanı elinden alınmış bir hıristiyan topluluğun tekrar vatanına sahip olmasını istemezmisin ey hıristiyan kardeş? Bu iş için bir vakıf kurduk, gelin şu bizim vakfımıza yardım yapın diyoruz."&lt;/em&gt; Milyarlarca dolarları var. Bu filmi Amerikan kanallarında aylarca gösterdiler. Yaptıkları masrafın bin katı para topladılar. Bugün de bu vakıf Amerika'da devam ediyor. Hatırlayanlar bilir; 80'li yıllarda bir grup turist Van'da arazi satın almak istiyordu. Bir incelendi ki Amerikalı diye gelenlerin hepsi Ermeni çıktı. Üstelik aynı vakıftan geliyorlar. Ermeni diyor ki; &lt;em&gt;"Fransız diye, İngiliz diye, Alman diye gelerek buralardan toprak alırız. Buralara yerleştikten sonra da bir hır gür çıkarırız. Avrupa ne oluyor orada dediğinde bu barbar Türkler bizi yeniden yoketmeye çalışıyorlar deriz. Türkler der ki yahu siz buraya dün geldiniz durun bakalım. Ne dünü ben milattan önce buradaydım, sen dün geldin deriz."&lt;/em&gt; Plan budur. Ama bu planı bu millet yemez. Eğer yeseydi ASALA tükenmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img225.imageshack.us/img225/7983/asala5kx.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img225.imageshack.us/img225/7983/asala5kx.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(Asala militanları)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu plan için önce bu vakfı kurdular. Daha sonra davalarını dünyaya duyurmaları gerekti, bunun için ise yurtdışındaki Türkiye elçilerini ve elçilik görevlisi olan diğer Türk çalışanları öldürmek amacıyla ASALA adını verdikleri terör örgütünü kurdular. Kendi mantıklarına göre Avrupalı şöyle düşünecekti: "Bu sefir neden öldürdü, ne alaka vardır ki bunlar sürekli Türk sefirlerini öldürüyorlar?" sonra Avrupalı düşünecek ve Ermeniler geçmişte kendilerine yapılan zulmün intikamını alıyor diyecek. Her katliamda bu duyulacak, konuşulacak, haber olacak ve dünyaya hatırlatılacaktır (şimdi hatırlattılar maşallah). Dünya duyacak ki Türkler Ermenileri katletmiş(!) 6 ayda bir konsolosluk mensubunu öldürdüler ve bu üç beş sene devam etti. Bu insanları öldürerek ellerine bir şey geçmeyeceğini biliyorlardı. Ancak bu ölümlerin konuşularak dünyaya bir propaganda malzemesi olacağını umut ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lübnan serbest bir ülkedir. Bir hıristiyanın oraya gidip yerleşmesinde de hiçbir engel yoktur. Osmanlı arazisini I. Dünya Harbinde nihayetinde İngilizler taksim ederken, bir maksada göre ve bir plan dahilinde yaptılar. Suriye vilayeti o zamanlar İsrail, Filistin, Lübnan, Ürdün topraklarından oluşuyordu ve bugün bu saydığımız beş ülkeye bölündü. Lübnan'ın ayrı bir devlet oluşunun sebebi çok eski zamanlardan beri ortadoğuya hıristiyanlığı yaymak için bir üs olarak seçilmesidir. Bundan dolayı orada bir miktar hıristiyan Arap da teşekkül ettirdiler. Şimdi aynı şeyi Türkiye'ye yapıyorlar. Bu hıristiyanlardan dolayı Cizvit cemiyetleri orada teşekkül etmiştir. Bakınız dünyada Yehova Şahitliğinin iki merkezi var; birincisi Washington'dur, ikincisi Beyrut'tur. Beyrut her mezhepten misyoner teşkilatının ortadoğu karargahıdır. Cizvit teşkilatının merkezi de Beyrut'tur. Hıristiyanların çoğunluk olduğu bir devlet olması için öyle bir hudut çizdiler ki, Lübnan'da cumhurbaşkanı anayasa gereği hıristiyan olmak zorundadır, başbakan alevi müslüman olur, meclis başkanı sünni müslüman olur. Eğer alevilerle sünniler bir tutulursa hıristianlık azınlık haline gelir. Hıristiyanlığı çoğunluk gösterip cumhurbaşkanlığı makamını alabilmek için alevi ve sünni müslümanları böldüler. Fuhuşu, kumarı serbestleştirebilmek, arap zenginlerinin parasını yiyebilmek için orayı süper liberal bir memleket olarak ayarladılar. Eğer bugün gidecek olursanız dediklerimin doğruluk derecesini kendi gözlerinizle görebilirsiniz. Ermeniler Lübnan'ı bu serbestliğinden dolayı bir sıçrama tahtası olarak kullanıyorlar. Oraya yerleşmeye başladılar. Lübnan hükümeti hıristiyanların çoğunluğu oluşturması için her gelen Ermeniye de vatandaşlık vermiştir. İsrail ise ortadoğuda tek egemen olmak istiyor, hıristiyanları Lübnan'dan kaçırmak için orada bir iç savaş çıkardı. Bu iç savaştan azımsanamayacak zarar gören Ermeni'nin Lübnan üzerinden Türkiye'ye sıçrama planı işte bu iç savaş yüzünden bozuldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-5324969095212031869?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/5324969095212031869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=5324969095212031869&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/5324969095212031869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/5324969095212031869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/ermeni-meselesi-2-soykrm-plannn-i-yz.html' title='Ermeni Meselesi - 2 : Soykırım Planının İç Yüzü'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-8650893267235548569</id><published>2007-02-17T18:45:00.001+02:00</published><updated>2007-02-17T18:45:50.631+02:00</updated><title type='text'>Ermeni Meselesi - 3 : Güneş Balçıkla Sıvanmaz</title><content type='html'>&lt;a href="http://img96.imageshack.us/my.php?image=itirafsp9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px;" src="http://img96.imageshack.us/img96/8205/itirafsp9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;(Bir gazete kipüründen alınma bu fotoğrafta Ermenistan'ın ilk Başbakanı Kaçaznuni, "Avrupa devletleri bizi defnettiler. Türklerin pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus yok" demiştir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni planı Lübnan üzerinde aksayınca Türkiye topraklarında yaşayan Kürtleri kullanmak istediler. Bugün Kürtçülük meselesi Rusya için de, Hıristiyan Avrupa için de Ermeni meselesinin yerini alması için ortaya çıkarılmıştır. Bunun kökenine dair size bazı şeyler anlatayım: 1930 yılında Molla Mustafa Barzani (bugünkü Mesut Barzani'nin babası) Ağrı Dağı'nda bir isyan çıkardı. Buna 1930 isyanı denir. Türk ordusuyla 6 ay harp etti, neticede mağlup oldu ve İran'a kaçtı. İran Türkiye ile arasının bozulmasını istemediğinden Molla Mustafa Barzani'yi sınır dışı etti. Sınır dışı edildikten sonra Rusya onu kanatları arasına aldı. Böylece fikir babası ortaya çıktı, kim kolluyorsa bu aklı ona o verdi demektir. Ruslar buna dediler ki: &lt;em&gt;"Sen subay olsaydın giriştiğin işi başarırdın. Askeri eğitim almamışsın, onun için Türk ordusuna yenildin. Gel biz seni subay yapalım, ondan sonra bu işleri düşünürsün."&lt;/em&gt; Molla Mustafa Barzani Rus Harp Okulu'na kayıt olduktan sonra Rus subayı olarak Albay rütbesine kadar Kızılordu'da çalıştı. (Benim elimde onun Rus üniformasıyla fotoğrafı mevcuttur. Bir Alman dergisinden molla Mustafa'yı tarif eden bir yazıdan aldım.) Ruslar aynen Ermeni meselesinde yaptıkları gibi bu işin nerede başlarsa iyi olacağına dair bir hesap yaptılar. Irak'ı zayıf gördüler, Kuzey Irak'ı müsait gördüler. 1946 yılında onu helikopterle Kuzey Irak'a indirdiler. Ortadoğuya geldiğinde kızıl yıldızı attı, başına sarık sardı. Arap topraklarında göz boyamak için de bir hırsızın kolunun kesti. Dindar olan Kürtlerin sempatisini de böylece kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Barzani 1968 senesinde bir İsviçre televizyonunda &lt;em&gt;"benim asıl hedefim Türkiye'dir"&lt;/em&gt; demiştir. Eğer bir Kürt devleti kurulacaksa bu Türkiye'yi bölmek içindir! İsrail Kürt davasına başından beri destek vermektedir, halen varmektedir. Hatırlayanlar bilir Türkiye'de yayınlanan bir yayıncılık kanalı olan "KANAL D" adlı televizyon kanalında 2000 yılından önce İsrail bayrağı altında Mossad ajanları tarafından bizzat eğitilen PKK militanlarının bir videosu ele geçirilmiş ve yayınlanmıştı. Ertesi gün bu haberden birkaç köşe yazarı dışında kimse bahsetmedi. Derhal örtbas edildi. Irak'ın bölünmesi İsrail için çok mühim değildir çünkü, Irak kayda değer bir kudret değildir. Tarih mirasıyla, nüfusuyla, inancıyla ve her şeyi ile Ortadoğu'da süper güç olma şansı yalnız Türk milletinde vardır. Biz kendimizi sürekli küçümserken gücümüzü ve potansiyelimizi bizden daha iyi bilen İsrail stratejilerini bizim üzerimize akıllıca oynuyor. Büyük Ortadoğu Projesini icat edip bu projeyi dünyaya kabul ettiriyor. İsrail Ortadoğu?da kendine rakip istemiyor, Ortadoğu'nun Amerika?sı olmak istiyor. Öyleyse Türkiye'nin yükselmesi rahatsızlık vericidir. Irak olsa olsa ne olacak? Ama Türkiye olur da uyanırsa, benliğine dönerse, sanayisini kurarsa, iktisadını otutursa işte ozaman tehlike çanları çalar çünkü, hem stratejisiyle hem tarihiyle süper güç olabilir. Bu şans Ortadoğu'da yalnız bizde var. Biz bir küp altının üstünde oturup açlıktan kıvranan bir adama benziyoruz. Tarihi asla göz ardı etmeyin! Biz de öyle bir tarih vardır ki ekonomik kaynakların hepsinden daha değerlidir, kullanmasını bilirseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img117.imageshack.us/img117/3215/narmangaroterovehaoeteleriylek.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img117.imageshack.us/img117/3215/narmangaroterovehaoeteleriylek.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(Osmanlı meclisinde eski Erzurum mebusu olan Karakin Pastırmacıyan'ın (Arman Garo) Tero ve Haço çeteleriyle Kafkaslardaki Rus ordusuna katılmak için ayrılmadan önce katıldığı dini törende)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak'taki iş Türkiye'deki Kürtleri ayaklandırmak için başlangıçtır. Ermeniler de bu fırsattan yaralanıp Türkiye'de Kürt görünüşlü bir hareket düşündüler; bu Kürt görünüşlü Ermeni harekatı PKK'dır. Abdullah Öcalan'ın hem annesi hem de babası Ermeni yetimidir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ailesi göç eden, terk eden, ölen Ermeni çocuklarını müslüman aileler yanlarına evlatlık olarak almışlardır. Bir aile dostumuzdan dinlemiştim; diyordu ki, kendisi daha çocukken Kazım Karabekir'in Trabzon?a bir sürü Ermeni çocuğu gönderdiğini anlatıyordu. Abdullah Öcalan'ın annesi de babası da işte bu Ermeni yetimlerindendir. Anne veya babasından birinin bir Kürt ailenin yanına verildiği söylenir. Almanya'da PKK tarafından kurulan MED-TV isimli bir televizyon kanalında Abdullah Öcalan ekrana çıkmıştır: &lt;em&gt;"Benim için Ermeni diyorlar. Olabilir belki doğrudur ama ben kendimi Kürt hissediyorum."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeniler Abdullah Öcalan'ı tespit ettiler. Bu işi çok yaparlar. Mesela 27 Mayıs ihtilalcilerinden bir Haydar Tunçkanat vardı. Milli Birlik Komitesi?nde albay rütbesiyle vazife görmüştür. Bu şahıs Ermeni olduğunu albaylığında öğrenmiş bir şahıstır. Onu da aynı şekilde buldular. Abdullah Öcalan'a Ermeni kimliğiyle bilinmemesi tembih edildi. Çünkü Ermeni'nin talip olduğu yerde Ermeni nüfusu yok, destek göremez. Eğer Kürt diye ortaya çıkıp Kürtlük dava ederse iş çözülür. Soruyorum size; Mesut Barzani var, Talabani var, peki bu PKK niye onlara katılmıyor! Çünkü davası aynı değil. Barzani ile Talabani anlaşıyorlar. Biri başbakan biri federasyon başkanı. Ama PKK davasının Kürtçülük olduğunu savunduğu halde, liderlerinin ipin ucunda olduğunu bildikleri halde, neredeyse bir muhtarlık elde etmeyi başaran Barzani ? Talabani ikilisiyle bırakın katılımı beraber bir görüşme bile yapmıyor. Davası Kürtçülük olsa mantıken bunu yapması gerekir. Bu dava Kürtçülük değil, Ermenilik'tir! Bunu size başımdan geçen başka bir olayla anlatayım: Pek çok T.S.K. mensubu subay ve astsubay tanıyorum ve onlarla sık sık muhabbet etmeye çalışıyorum. Güneydoğu?da PKK faaliyetlerinin arttığı dönemde orada görev yapmış birkaç subayla da görüşmüştüm. Öldürülen PKK militanlarının cesetlerini incelerken bazılarının iki uzuvlarının tahrip edildiklerini gördüklerini söylediler. Önce yüzün, sonra cinsel organın vurularak dağıtıldığını söylediler. Neden diye sordum. Dediler ki: &lt;em&gt;"Ölen veya kaçan teröristler bilerek bu şekilde vurulurlar. Yüzüne kurşun sıkılanlar gündüz esnaf gece silahlı militan olanlardır. Bunlar teşhis edilirse, yakınlarının soruşturulmasından ve örgüt hakkında bilgi vereceklerinden korktukları için, kimliğini gizleme maksadıyla yaparlar. Cinsel organına ateş edilenler ise müslüman değildir, müslüman olmadığını sünnetsizliğini saklarlar. Eski Taşnak Sutyun ve Hınçak militanlarının yeni nesilleri PKK?nın içindedir. Biz bunları telefon konuşmalarını dinleyerek tespit ettik. Ermenice konuşuyorlar."&lt;/em&gt; Abdullah Öcalan'ı Ermeniler Kürt görünümlü kendi hareketleri için kullandılar. Öcalan Türkiye'ye yaranmak için bunu itiraf etse, ben yanlış yapmışım dese; Talat Paşa'yı Berlin'de, Cemal Paşa'yı Tiflis'te öldüren Ermeniler onu yaşatmaz! Bütün ada kendine tahsis edilmiş yaşıyor şimdi güzel güzel. Sır büyük bir beladır. Ya yoluna devam edecek ya susacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK'yı kurduran Ermeni bununla üç gaye gütmüştür. Bu gayelerin birincisi Kürtlerden Ermenilerin intikamını alamktır. Bu hükmün doğruluğunu anlamak isteyenler PKK'nın tahrip ettiği ailelere baksınlar. Orada Arap vardır, Zaza vardır öldürmez. Kürt öldürür. "Vay sen hükümet yanlısısın, vay bana ekmek su vermedin" diyerek Kürt öldürür. Çünkü gerçekte onların da bildiği gibi, Ermeni katliamı denilen hikayeyi Kürt aşiretlerin yaptığı intikam savaşından çıkarmışlardır. Ama bu gerçekler onların işine gelmez. Vatanlarını Avrupa Birliği aracılığıyla para karşılığı satın alabilmek için Türkiye?ye karşı psikolojik bir harp yapıyorlar. "Soykırım" iddiasının ortaya atıldığı tarihe de dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne aday adaylığının konuşulduğu dönemde gündeme gelmiştir. Ermeni meselesi kapanmış, bitmiş, tarihe karışmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img96.imageshack.us/my.php?image=siedlungsgebietov8.jpg" target="_blank"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img96.imageshack.us/img96/6200/siedlungsgebietov8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;(Ermenilerin kendilerine ait olduğuna inandıkları topraklar Türkiye'nin güneydoğusunun tamamını kaplamaktadır)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK bu hazırlık evresinin ilk aşamasıdır. Arazinin ucuzlaması ise ikinci seviyesidir. Çünkü İskenderun'dan Ermenistan'a kadar &lt;em&gt;(İnaçlarına göre Ağrı Dağı vatanlarının merkezidir. Nuh'un gemisi oraya inmiş, Haik da ilk bilinen Ermeni ve Hz. Nuh'un torununun torunu imiş. Sembolleri de Ağrı Dağı'dır. Ermeni Meselesi-1 bölümünün başında yayınladığımız Devlet armalarına dikkatlice bakılırsa ortasında görülebilir.)&lt;/em&gt; Kilikya adını verdikleri topraklara Adana havadisi ve Çukurova da dahildir. Akdeniz'de de kıyıları vardır. Bu kadar araziye kolay kolay para yetişmez. Bir yerde anarşi meydana çıkarsa 1000 liralık yerin değeri 1 liraya düşer. Herkes mülkünü satıp kaçmaya bakar. Orada taşeronlarla arazi topluyorlar. Gaziantep'e gittiğimde Emniyet Müdür Muavini ile görüşme fırsatı buldum. Bana bir köylü tespit ettiklerini, bu adamın Antep'te 1000 dönüm arazi aldığını ve sürekli Fransa'ya gidip geldiğini söyledi. Bu adam Fransa Ermenilerinin taşeronudur. Yahudiler de Filistin topraklarını satın alırken Araplarla bu işi yapmışlardır. Arazisini satmak isteyen Arap muhatabını Arap görmüştür. Bu işin arkasında Yahudiler olduğunu bilemediler. O yahudiler 1 liralık yere 10 lira verince Arap zenginleri topraklarını satmak için kuyruğa girdiler. Üçüncü seviye ise nüfusu azaltmaktır. Yabancı bir etnik grup bir devlet kurmadan önce oradaki yerli nüfusu uzaklaştırıp kendisini çok göstermesi gerekir. Bu uzaklaştırma ise öldürerek, kaçırarak yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün 1915'te Ermeniler katledildi diye ayağa kalkan Dünya, Filistin'de yarım asırdır devam eden Arap katliamını görmüyor. 100 sene önce Türklerin ne yaptığı hala tartışılıyor. Ama bu gözümüzün önünde. Bununla da kalmıyor vatanından kovulmamak için mücadele veren, sopayla, sapanla tankların üzerine yürüyen Filistinli çocukları dünya her gün izliyor ve bunlara "terörist" adını takıyor. Bugün Irak'ta Şiiler'e direnişçi deniyor ama 50 sene sonra, dünya olup bitenleri unutunca onlara da "terörist" denecek. Dünyadaki şu çıkar tartışması için göz ardı edilen, yalanlanan gerçekleri görün. Sadece güçlünün çıkarına hizmet etmek için ortaya atılan söylemler onları gerçek yapmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir söz söylemek istiyorum. Rusya'nın yıkılmasının ardından bir başka gerçek ortaya çıktı: Ermenistan serbest kaldı. 1989'da Rusya yıkıldığı zaman Ermenistan bu enkazdan 4 milyon nüfusla çıktı. Bugün ise Ermenistan'ın nüfusu 2 milyon civarında. Devletin fakirliği yüzünden pek çoğu Avrupa'ya kaçtı. Dünyadaki bütün Ermeniler toplansa, Erivan'dan İskenderun'a kadar olan bütün toprakları da satın alsalar yine de çoğunluk olamazlar. Gürültünün büyüklüğüne kanmamak gerek; dünyadaki toplam nüfusları 7 - 8 milyonu geçmez. Hiç varolmamış bir olayı iddia etmek, sonra da bunun üzerinde tartışmamak, araştırma yapmaktan kaçınmak ve bu olayı bize zorla dayatmak medeniyetin beşiği olduğunu iddia eden batı dünyasında kabul görse de unutmayın ki gerçekler ne kadar reddedilirse reddedilsin gerçek olarak varlığını korumaya devam eder!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Referanslar:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tallarmeniantale.com/"&gt;www.tallarmeniantale.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://turkishresponse.com/turkce/teror/index.html"&gt;http://turkishresponse.com/turkce/teror/index.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://turkishresponse.com/turkce/teror/pkk.html"&gt;http://turkishresponse.com/turkce/teror/pkk.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.pkkgercegi.net/10_abdullah_ocalan_ve_ermeniler.htm"&gt;http://www.pkkgercegi.net/10_abdullah_ocalan_ve_ermeniler.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ozgurpolitika.com/2002/12/27/hab29.html"&gt;http://www.ozgurpolitika.com/2002/12/27/hab29.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-8650893267235548569?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/8650893267235548569/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=8650893267235548569&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/8650893267235548569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/8650893267235548569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/ermeni-meselesi-3-gne-balkla-svanmaz.html' title='Ermeni Meselesi - 3 : Güneş Balçıkla Sıvanmaz'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5314270499232883372.post-1702242497632826412</id><published>2007-02-17T18:41:00.000+02:00</published><updated>2007-02-17T20:21:53.303+02:00</updated><title type='text'>Yehova Şahitliği, Hıristiyanlık Ve Türkiye</title><content type='html'>&lt;a href="http://img526.imageshack.us/img526/5861/starandcross0dl.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img526.imageshack.us/img526/5861/starandcross0dl.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yehova Şahitliği ile hıristiyanlığa ihanet edilmektedir, darbe vurulmaktadır. Hıristiyanlar tarihi bir hata yapmış, tevratı incilin önüne koymuşlardır. Nerede bir incil elinize geçerse bakın; ilk bölümü eski ahit - old testament (tevrat), ikincisi yeni ahit - new testament (incil). İkisini bir araya koyup ikisini de hak kabul ederseniz, yahudi sizin evlatlarınızı kolaylıkla kandırır. İkisi arasındaki farkı bertaraf etmek için incili tevrata göre tefsir eden bir hareket başlatır. Yehova Şahitliği bu oyunun adıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hareketin merkezi A.B.D. olmasına rağmen hedefi Avrupa'dır ve Hıristiyanlık her geçen gün sarsılmaktadır. Bu oluşum Türkiye'ye de sıçramış, 1950'liler civarında girmiştir. Sadece bununla kalmayıp 2000 Türk genci Yehova Şahitliği teşkilatında maaşlı memur olarak görev yapmaktadır. Gözlem Kulesi isimli bir dergileri vardır, onu satarlar, bedava da verirler. Avrupa'da Türklere bedava takvim dağıtırlar. Bu takvimde incilden cümleler "ayet" diye takdim edilir. Bizim fukara insanımızda onları Kuran'dan  sözler sanır. Papalık İslam hilafetinden sonra yahudi taarruzuna maruz kalmıştır. Yehova Şahitliği her gün azmaktadır. Papalık korkusundan iki büyük taviz vermiştir. Birincisi 1968 yılına kadar her Pazar günü katolik kiliselerinde yahudiyi lanetleme duaları okutulurdu, bu yasaklanmıştır. İkincisi yahudiler sünnetsiz insanı kirli, pis kabul ederler. 1968 harbinden sonra sünnetsiz hıristiyanların artık yahudi toprağı olan Kudüs'e ayak basmalarını papalığın bir oyunu ile engellediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıristiyanlar Hz. Meryem'in mezarını Kudüs'te ziyaret ederek hacı olmak istiyorlardı. Kudüs'te hıristiyan görmek istemeyen yahudi bir yalan uydurdu: Bir genç kız rüya görüyor, Meryem ana ona diyor ki: "Benim hıristiyan evlatlarıma söyle benim mezarımı boşuna Kudüs'te aramasınlar. Ben Türkiye'nin Efes şehrindeyim." Bu yalanı papa bile bile yuttu. O genç kızı da azize ilan etti. Hacı olmak için artık Kudüs'e gitmeyin diye bir beyanatta da bulundu. Türkiye ise turist gelecek sevdasıyla seve seve bu yalanı başına taç etti. Mesut Yılmaz hükümeti Efes merkez olmak üzere 40 km çapında bir daireyi papalığa mülk edinme hakkı verdi. Papalığın bu yalanı kabul etmesinin sebebi üçüncü bin yılda Asya kıtasını hıristiyan yapmaktır, buna da Anadolu'dan başlamışlardır. Bunu ben iddia etmiyorum. Papa II. Jean Paul kendisi defalarca söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://img526.imageshack.us/img526/8942/rubinovinitiation4lo.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img526.imageshack.us/img526/8942/rubinovinitiation4lo.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1880'lerde misyonerler Kahire'de bir toplantı yaptılar ve toplantıda bir İngiliz misyoneri, &lt;em&gt;"Biz müslümanları hıristiyan yapmak için boşuna çalışıyoruz. Doğru olan bu müslümanları en az 100 sene hıristiyanlığın adını ağza almadan kendi dinlerinden soğutmamızdır. Bu işi de papaz kimliğiyle değil filozof, üniversite hocası, köşe yazarı kimliğiyle yapmalıyız. 100 sene sonra bunları inançlarından soğutmuş olacağız, ateistleşen halk boşluğa düştüğündeyse hıristiyanlığı teklif edeceğiz."&lt;/em&gt; teklifinde bulunmuştur. Bu fikir toplantıda karara ulaşan nihai fikir olmuştur. Osmanlı yıkılırken Anadolu'da 100'den fazla Amerikan koleji vardı. Bu kolejlerin birinci vazifesi müslümanları kendi dininden soğutmaktır. Hıristiyan yapmak değildir. Son zamanlarda kanaat getirdiler ki, sarsabildiğimiz kadar Türkleri inançlarını sarstık, zihinlerine şüphe zerkettik. Artık resmen hıristiyanlık namına ortaya çıkıp propaganda yapabiliriz (Acaba neden 2000'e girdiğimizden Türkiye'nin özellikle büyük şehirlerinde incil dağıtımı, sessiz mahallelerde apartman dairelerindeki gizli kiliseler, gazetelerdeki hıristiyanlık reklamları bu kadar artış gösterdi, hiç düşündünüz mü?). Binaenaleyh Anadolu asıl hedeftir. Böyle inananlar Avrupa Birliğine girmemizi destekliyorlar. Bunlar Avrupa siyaset arenasının yüzde 30'luk kesimini oluşturan kesimdir. Geri kalan yüzde 70 ise masonik örgütlere üye olanlardan oluşur. Masonlar locadan emir alırlar. Loca ise Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesini kesinlikle istememektedir. Çünkü loca İsrail'den emir alır. İsrail Arz-ı Mev'ud davasıyla Türkiye'nin Kayseri vilayetine kadar bir araziyi istediğinden burayı ele geçirmeyi güçleştirmek istemez. Bunu Türkiye'den alamayacağını da bilir. O yüzden Türkiye'yi bölerek zayıf bir Kürdistan'dan almayı planlıyor. Türkiye AB'ye girerse İsrail'in hasmı da 400 milyonluk AB olur. Kürtçülük hareketinin desteklenmesinin bir sebebi de budur. Daha birkaç ay önce İsrail ajanlarının ve emekli subaylarının PKK militanlarını bizzat eğittikleri tespit edilmişti. Hatta yıllar önce bir televizyon kanalında İsrail bayrakları altında eğitilen PKK'lıların görüntüleri bile gösterilmişti. Aynı olayların tekrar haber dünyasında duyulması üzerine dış işleri bakanı Abdullah Gül konuyu görüşmek üzere İsrail'e gitti. Döndüğünde basın mensuplarımıza konuyu net bir çözüme ulaştıramadıklarını söylediyse de özgür ve saygın basınımız magazin programlarıyla olayı profesyonelce örttü. Halkın zihinlerinde de bu satırları okuyana kadar her şey unutulup gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barzani ailesi Osmanlı arşivlerine bakacak olursanız haham yetiştirmekle şöhret olmuş Kürtleşmiş yahudilerden oluşan meşhur bir ailedir (Mesut Barzani'nin yahudi olduğu Türkiye'de ilk kez Kurtlar Vadisi adlı TV dizisinde söylenmiştir). Lakin Barzan bir mekan adıdır. Barzani ise Barzan'a mensup manasındadır. Barzanilerin mensup oldukları dinin müslümanlıkla, şialıkla hiçbir alakası yoktur. Ortadoğudaki Kürtleri kullanmak için müslüman kılığına girmişlerdir. Mesut Barzani'nin babası Molla Mustafa Barzani bu aileye mensuptur ve bunlar Babil esaretinden kalma yahudilerdir. Bunlardan İsrail'e göç etmiş 150.000 insan vardır. İsrail bünyesindeki bu Kürtçe konuşabilen 150.000 kişilik Musevi dinine mensup kitleyi Kuzey Irak'a göndermiştir. Onlara Türklerden ve Araplardan mülk satın almaları emredilmiş, alacakları mülkün bedelinin İsrail Bankası tarafından kredi verilerek karşılanması kararlaştırılmıştır. Çünkü onları Kuzey Irak'ta jandarması olarak görmektedir İsrail. Barzani ve Talabani hareketine Uğur Mumcu'nun yazdığı suretle ayda 50.000 dolar yardımda bulunmaları davalarıyla alakalıdır. Hulusi Turgut isimli bir yazar bundan 30 sene önce Molla Mustafa Barzani ile görüşmüş, "&lt;strong&gt;Barzani Dosyası&lt;/strong&gt;"(1969) isimli bir kitap çıkarmıştır. Kuzey Irak'taki Kürtçülük hareketine silah satan müesseselerin yüzde yüzünün yahudi olduğunu ispat etmiştir (Molla Mustafa Barzani'nin ortadoğudaki ve Türk topraklarındaki faaliyetleri ile ilgili bilgiyi Ermeni Meselesi isimli yazıda bulabilirsiniz).&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5314270499232883372-1702242497632826412?l=gercegiarayis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/feeds/1702242497632826412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5314270499232883372&amp;postID=1702242497632826412&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/1702242497632826412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5314270499232883372/posts/default/1702242497632826412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gercegiarayis.blogspot.com/2007/02/yehova-ahitlii-hristiyanlk-ve-trkiye.html' title='Yehova Şahitliği, Hıristiyanlık Ve Türkiye'/><author><name>Düşünen Adam</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16817858934119355697</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://img96.imageshack.us/img96/1583/dnenadamyo0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
